Karma

Tapınak Şövalyeleri ve Yeni Dünya Düzeni

Tapınak Şövalyeleri hakkında birçok şey ortaya atıldı. Ortaya atılan hiçbir şey, onların bir sır olarak kalmasını engelleyemedi. Tarih her daim kendi içerisinde bir giz barındırmıştır. Bu gizler dünyayı şekillendiren devletlerle alakalı olabilir. Bu devletleri yöneten şahıslarla alakalı da olabilir. Derin devlet denilen yapıyla da alakalı olabilir. Dünyadaki tüm milletlerin ortak özelliklerinden biriside bu tür sır dolu olayları seviyor olmasıdır.

Bizim tarihimize de bakıldığı zaman bu tür bilinmeyen şeyler yok değil. Örneğin; Şehzade Mustafa’nın ölümü… Bu bizim tarihimizin en büyük bilinmezlerinden birisidir. Acaba Şehzade Mustafa’nın ölümüne Hürrem Sultan dâhil olmuş mudur? Bu soru sürekli gündeme gelen bir konu olmuş, artık toprak olmuş Hürrem Sultan ve Şehzade Mustafa hakkında binlerce teori ortaya atılmıştır.

Ancak bu günkü konumuz Şehzade Mustafa veya Hürrem değil. Bu gün daha çok, dünyayı şekillendirdiğine inanılan, komplo teorilerinde sürekli gündeme getirilen, haklarında ortaya atılan yüzlerce iddianın bulunduğu Tapınak Şövalyelerine değineceğiz. Tapınak Şövalyeleri kimdir? Tarihe bıraktıkları miras nedir? Bunun hakkında konuşmaya gayret edeceğiz.

Başlıyoruz. Yerinizi alın.

Tapınak Şövalyeleri ve Başlangıç Tarihleri

İslam, yeryüzünde yayılmaya başladığında, önünde durabilecek herhangi bir engel yok gibiydi. Bölük pörçük olan diğer devletlerin karşısına bir anda muazzam boyutta bir İslam güçü oluşturulmuştu. Halife Ömer (r.a) döneminde büyük toprak parçaları alınmış, İslam muhteşem bir yayılma alanı bulmuştu. Bu dönemde, İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık için çok önemli merkezlerden biri olan Kudüs’te, İslam orduları tarafından alınmış ve Kudüs’te İslam yayılmaya başlamıştı.

Asıl konumuza gelmeden önce, Kudüs’ün üç din için olan önemini anlatalım kısaca. İslam’ın kaynağı olan Kuranda Miraç olayı vardır. Miraç olayı Hz. Muhammed (s.a.v)’in yaşadığı bir olaydır. Miraca yükselme olayı tam olarak Kudüs’te gerçekleşmiştir. Hristiyanlar için olan önemi şudur; İsa (a.s), çarmıha burada gerilmiştir. Yahudiler için olan önemi ise Davud (a.s) ve Musa (a.s) dönemlerindeki önemlerinden kaynaklanmaktadır. Yahudiler için bir diğer önemi ise, Süleyman Mabedinin burada bulunmasıdır. Kısaca anlatmak gerekirse eğer, bu memleket çok büyük bir öneme sahiptir.

Yedinci yüzyılda Halife Ömer (r.a) tarafından alındığını söylemiştik. Bunun yaşanması, çok büyük bir yara açmıştı. Hristiyan ve Yahudiler üzerinde. Ancak, Halife Ömer (r.a)  döneminde getirilen yasalar ile birlikte Müslüman ve Yahudiler bir arada yaşamaya başladılar. Birbirlerinin haklarını gözeterek uzun yıllar burada birlikte yaşamayı başarabildiler.

Kilise İkiye Bölünüyor

Bunun karşısında durabilecek herhangi bir güç yoktu. Hristiyan olan Avrupa ülkeleri kendi aralarında Katolik ve Ortodoks olarak ikiye ayrılmıştı. Bu ikiye ayrılma durumu birbirlerini öldürmelerine, ülke olarak geri kalmalarına sebep olmuştu. Çeşitli batıl inanışları yüzünden getirmiş olduğu ‘’büyücü, cadı’’ avları ile tam bir kaos ortamı yaşayan yüzyıllar geçirmekteydiler. Bu yüzyıllar ile ilgili merak ettiklerinizi Engizisyon yazımızda anlatmıştık.

Gelelim biz Tapınak Şövalyelerine… Anlattığımız Avrupa’da büyük savaşlarda oluyordu. Devletler birbirleri arasında büyük bir çekişme içerisinde girmiş durumdaydı. Bunu durdurmanın tek yolu Papalığın elindeydi. Devletleri bir araya getirmek ve hızla büyüyen İslam gücünü kırmak adına bir plan hazırlandı. Bu plan devreye girer girmez, dünya bir daha bitmeyecek bir efsanenin doğuşuna tanıklık edecekti.

Papalığın emri ile birlikte 27 Kasım günü -1094-95 yılları arasında- Ruhban sınıfı toplanmak üzere bir araya geldi. Bu ruhban sınıfının bir araya gelme nedeni, yukarıda bahsettiğimiz şeylerdi. Kudüs alınmalı ve İslam bir daha güçlü hale gelmemeliydi. Bunun için tüm Avrupa Devletlerine çağrı yapıldı. Dünya ilk kez Haçlı Seferleri’ni görecekti. Biliyorsunuz ki, Haçlı Seferleri, günümüzün Avrupa Birliği ile eş değerdi. Bir araya gelen Avrupa Birliği ülkeleri bu gün nasıl ülkeler hakkında kararlar alabiliyorsa, o dönemde bu isim Haçlı Seferleri diye geçiyordu. Neyse, bu konuyu daha sonra konuşuruz. İlk Haçlı Seferi kararı alındıktan sonra büyük bir ordu toplandı. Sene 1095 idi.

Savaş yapacak bu ordunun şöyle bir özelliği vardı. Papalık ‘’Genel Sefer’’ ilan etmişti. Bu şu anlama gelmekteydi. Savaşa isteyen herkes katılabilirdi. Papalık, yayınladığı fermanla birlikte şunları söylemekteydi.

Savaşa isteyen herkes katılabilir.

Savaşa katılmaları için cezaevlerinde bulunan suçluların tamamı, genel af ile çıkarılacaktı. Genel affın kapsamına, katiller, tecavüzcüler ve hırsızlar da dâhildi.

Savaşa katılanların tamamının tüm suçları affedilecek, savaştan dönmeleri durumunda, kendilerine birer ev ve iş garantisi sağlanacaktır. Söylemeden edemeyeceğiz ama bu nedir be kardeşim?

Papalık Ferman Yayınlıyor

İşin en farklı yasasına şimdi geliyoruz;

Papalığın yayınlamış olduğu fermana göre; Bu sefere katılanların tamamına Cennet Tapusu verilecek. Savaşta ölenlerin tamamı cennete gidecektir şeklinde yasaların olduğu bir fermanla, nerde hapçı bir müptezel var savaşa katılmak için başvuru yaparlar. Bu başvuruların ardından büyük bir ordu hazırlanır ve Hristiyanlık için Kutsal sayılan toprakları almak üzere sefere çıkılır.

1095 yılında başlayan Haçlı Seferi tam üç yıl sürdü. Bu üç yıl çok kanlı bir süreçten oluşuyordu. Sefere katılan kitleyi söylemiştik. Bu kitle çok ciddi katliamlar yaptılar. Bunun sonucunda Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar kılıçtan geçirildi. Binlercesi öldürüldü. Binlercesine tecavüz edildi. Kadınlar köle olarak satıldı. Mallar ganimet olarak alındı. Acımasızca geçen üç yılın ardından Kudüs alındı. Üç din içinde kutsal sayılan şehir alındı. Tarihçiler o günü şöyle anlatmaktadır. Sefere katılan insanların atlarının dizlerine kadar kan olmuştu. Bu sözler, yapılan vahşetin ve insanlık dışı muamelenin en net göstergesi olmaya yeterlidir.

İşler Yolunda Gitmiyor

Kudüs alındıktan sonra işler beklenildiği gibi yolunda gitmedi. Kudüs elde edilmesi zor bir şehirdi. Ancak bundan daha zor olan bir diğer durum şuydu; Çevresini kontrol etmek, kendisini kontrol etmekten daha zordu. Yönetimin değiştiği ülkelerde, kaos patlak verir. Bunun sonucunda hırsızlık, insan öldürme gibi olayların başlaması kaçınılmazdır.

Kudüs çok önemli bir yer olmasından dolayı, insanlar kutsal saydıkları yerlere gitmek istiyor. Bu kutsal yerlerin arasında, Hristiyanlığa göre İsa (a.s)’ın çarmıha gerildiği yerde var. Çarmıha gerilme olayı ise Kuran’da geçmemektedir. Kuran’a göre bu durum gerçekleşmeden, İsa (a.s) kurtarılmıştır. Neyse, bu konulara da sonra geliriz diye umuyoruz. Ne diyorduk? İnsanlar bu gibi yerlere gitmek istiyor ancak yollar oldukça tehlikeli bir durumda. Bu esnada Tapınak Şövalyeleri ortaya çıkıyor. Bunlar diyorlar ki; Ağam biz buranın marabasıyız, kutsal olan toprakları korumak bize düşer. Sayıları sadece dokuz kişiden ibarettir.

Buraya kadar olan kısmı özetleyelim.

Haçlı Seferleri yapılıyor.

Kudüs alınıyor. Tarihin görmüş olduğu en büyük katliamlardan biri yapılıyor.

Kutsal sayılan toprakları korumak üzere dokuz kişiden oluşan Tapınak Şövalyeleri ortaya çıkıyor.

Payens Liderliğindeki Yapı Oluşuyor

Hugues De Payens, bu adam Tapınak Şövalyeleri tarikatının kurucusu ve ilk lideri… Yanında sekiz arkadaşı ile birlikte bir yemin ediyorlar. Bu yemin oldukça gizli yapılan bir törende veriliyor. Aralarına alacakları insanlar hakkında konuşuyorlar. Aralarına alacakları insanlar soylu kişiler olmalı diye kararlaştırılır. Bu arada, toplanan dokuz kişinin tamamı kan bağı veya akrabalık bağı taşımaktadır. Bu nedenle dokuz tane kardeş olarak adlandırılabilir. Bu insanlar diyorlar ki, biz Kudüs’ü de sizi de koruruz. Gidip dönemin kralı ile görüşüyorlar. Dönemin kralı bunları büyük bir mutlulukla karşılıyor ve kendilerine Kudüs’ten bir yer veriyor. Kendilerine verilen yer Tapınak Tepesi olarak bilinen yerdir.

Tapınak Tepesi denilen yer hepinizin mutlaka gördüğü bir yerdir. Kudüs’te sarı kubbeli bir cami var ya Kubbetü’s Sahra olarak bilinir. Tam olarak kendilerine verilen yer burasıdır. Buranın Yahudiler için büyük bir önemi vardır. Tevrat’ta anlatıldığına göre İbrahim (a.s), oğlu İsmail (a.s)’ı burada kurban vermeye çalışmıştır. Daha sonra Süleyman (a.s) döneminde buraya bir tapınak yapılmıştır. Buraya verilen isim, Süleyman Mabedidir.

Ufak ufak parçalar birleşiyor değil mi?

Bu adamlar buraya yerleştikten sonra, kendilerine verilen yerde dokuz yıl boyunca kalıyor. Mantıksal açıdan düşünüldüğünde, dokuz kişinin bir şehrin tamamını koruyamayacağını söyleyebiliriz. Peki, bu insanlar ne yaptılar? Dokuz yıl boyunca neler oldu?

Bu adamların kaldığı yer Süleyman Mabedine çok yakın. Süleyman Mabedinin birkaç büyük önemi vardır. Bu özelliklerden biri kutsal emanetlerin tamamının bu Mabette olduğu, gizli ilimlerin –ki başka bir ifade ile kabalist ilimleri içeren kitapların burada toplatıldığı söylenir. Neyse, okumaya devam edin, bakın sonra neler olmuş.

Simgeler

Tapınak Şövalyelerinin bir işareti vardır. Bir atın üzerinde, iki şövalyenin olduğu bir semboldür. Yakın tarihlerde yapılan kazılarda, bir dönem Tapınak Şövalyelerinin yaşadığı Tapınak Tepesi’nde bir çalışma yapıldı.Yapılan çalışma ile birlikte, Süleyman Mabedinin altında, kazılmış uzun tüneller bulundu.

Bu tünellerin tamamı Tapınak Şövalyeleri tarafından kazılmıştı. Nerden mi biliyoruz? Bu işaret, tünelin her yerine işlenmişti. Bir atın üzerine binmiş iki şövalye. Geldikleri yerleri unutmamalarını, kardeşlerini her daim yanında tuttuklarını simgeleyen bu sembolü her yere kazımışlardı.

Peki, Süleyman Mabedinde ne buldular da Kudüs’ten ayrılır ayrılmaz zenginleşmeye başladılar. Gelin ortaya atılan söylentilere birlikte bakalım.

Mabedin altından gizli hazinelerin çıkarıldığı söyleniyor. Bu gizli hazineler nelerdir?  Tarihçilerin bildirdiği görüşlerden yola çıkarak birkaç tahmin yapabiliriz.

İlk tahmin; Dikenli Taç: Hristiyanlar bu tacın, İsa (a.s) çarmıha gerildiğinde başına asıldığına inanmaktadırlar. Mabedin altından çıkarılan şeyin bu taç olduğuna inanıyorlar. Bize göre böyle bir şeyin bulunmuş olması, zenginliklerinin kaynağı olamaz. Hristiyanlık için önemli bir tarihi eser olmanın dışında, ciddi zenginlikler verebilecek bir eser değildi.

İkinci tahmin; Kutsal Kâse: Hristiyanlar bu kâsenin, İsa (a.s)’ın yemiş olduğu son akşam yemeğinde kullandığı kâse olduğuna inanır. Bu kâsenin içinde, İsa (a.s)’a ait kanın bulunduğunu, kör edici beyaz bir ışık olduğunu, Kelt kültüründeki Bereket kazanı olduğuna dair tahminlerde mevcuttur.

Ortaya Atılan Farklı Fikirler

Bu kâse ile ilgili başka bir teori daha vardır. Bu teoriye göre Kâseden kast edilen şey bir kadındır. Bu kadın İsa peygamberin eşidir. Magdalalı Meryem adındaki bir kadın vardır. Bu kadın İncil’de çeşitli ifadeler ile tenkit edilir. Papalık bu kadından nefret eder. Ancak, Hristiyanlara ait bir kısım bu düşünceyi reddeder. Bunlara göre Magdalalı Meryem – Bu kadın Annesi olan Meryem değil, sakın yanlış anlayıp saçma sapan düşüncelere kapılmayın- İsa (a.s)’ın eşidir. Çocuklarının annesidir. Yani, bazı Hristiyan kesime göre, İsa (a.s)’ın soyu devam etmektedir.

Tapınak Şövalyeleri hakkında edinilen bilgilerden birisi de Bakır tomar, ya da asıl adıyla Ölü Deniz Parşömenleri ile ilgili bilgilerdir. Bu bilgilere bakılırsa, Mabedin altından çıkarılan şey, yaklaşık 200 ton altın ve gümüşten oluşan gizli hazinedir. Bu bilgilerin bizzat Tapınak Şövalyeleri tarafından yazıldığını, yine bastıkları mühürler ve oymalar sayesinde anlayabiliyoruz.

Bu parayı aldıktan sonra, uzak diyarlara yolculuk etmişler ve Kudüs’ten ayrılmışlardır.

Ancak ellerindeki para yetmemiş olacak ki, 1129 yılında para toplama kampanyaları başlatıyorlar. Bu kampanyalar şu şekilde işliyor; Tapınak Şövalyelerini temsil eden birileri seçiliyor. Bu seçilen kişi, soylu kişiler ve krallarla görüşüyor ve kendilerine destek vermeleri konusunda ricada bulunuyorlar. Bu insanlar, toplumların gözünde kahraman olduğu için, yardımların ardı arkası gelmiyor. Dönemin ünlü Piskoposlarından olan Bernard, kendilerine çok büyük destekler veriyor. Öyle ki, ülke yönetiminde büyük söz sahibi olmaya başlıyorlar.

Dönemin Aragon Kralı vasiyetinde Tapınak Şövalyelerine çok geniş ve bereketli toprakları hibe ediyor. Bu gelişmenin ardından, ellerindeki nakit paralarla birlikte, çok ciddi bir zenginliğe ulaşıyorlar. Şövalyeler dinlerine oldukça bağlılar. Aralarına alacakları kişilerin dindar kişilerden olması gerekmektedir. Elbette dindar olmak yeterli değildir. Soylu bir aileden olmanız gerekmektedir.

Katılma Şartları

Kan bağınızda Şövalyelerden herhangi biriyle, ortak bir bağınız varsa içlerine dâhil olma işlemi daha kolay bir hale gelmektedir. İçlerine alacakları kişileri çeşitli testlere tabi tutarlarmış. Bu süreç çok zor bir süreçten meydana gelirmiş. Sınavların tamamından geçmeniz durumunda, adresi oldukça gizli yerlerde, kabul törenleri yapılırmış. Kabul törenleri çok gizli yerlerde ve şekillerde yapıldığı için, haklarındaki bilgi oldukça azdır.

Törenlerle ilgili bilinen tek şey, koşulsuz şartsız bağlılığın bildirildiği ve kuralların söylendiği ritüeller olduğu yönündedir. İlk kural; herhangi bir savaşta esir düşmeniz durumunda para karşılığında serbest kalmayı isteyemezsiniz. Yakalanmanız durumunda ya öldürülür, ya da ölene kadar köle olarak çalıştırılırsınız. Bu ihtimallerden hangisi olursa olsun, herhangi bir şekilde inançtan ödün verme durumu söz konusu olamazdı.

Bankacılık Sisteminin Ortaya Çıkışı

Şövalyeler ciddi bir zenginliğe ulaştıktan sonra iş dünyasına atılmaya karar verirler. Daha doğrusu, iş dünyasını ele geçirmeye başlıyorlar. Dünyada ilk defa Bankacılık sistemini oluşturanlar yine Tapınak Şövalyeleridir. Oluşturdukları bankacılık sistemi şu şekilde işlemekteydi. Diyelim ki, çok malınız ve paranız var. Seyahat edeceksiniz ve mallarınızı emanet edecek birileri de bulunmamakta. Bu halde olan varlıklı insanlar, tüm mallarının tapularını ve nakit paralarını alarak Tapınak Şövalyeleri tarafından oluşturulan, banka faaliyeti gören merkezlere gidiyorlardı. Mallarının değerlerini gösterir bir belge alıyorlardı. Bu belge şifreli bir şekilde yazıldığı için herhangi bir soyulma anında, sizden başka hiç kimse malınızı harcayamıyordu. Bu şifre, bir nevi banka kartı görevi görüyordu. Bu banka kartını kullanarak işlerinizi bitiriyor, ihtiyaç anında bulunduğunuz şehrin merkezine gidip harcama yapabiliyordunuz. Geri döndüğünüzde, harcadığınız tutar düşülerek mallarınız size geri veriliyor. Kullandığınız banka kartı sizden geri alınıyordu.

Bankacılık sistemini getirdiklerini, ileri giderek banka kartlarına benzer nitelikte şeyler geliştirdiklerini söyledik. Yapılan tüm bu hizmetler karşılığında alınan ücrete de kira ücreti denildi. Çünkü inançlı adamlar oldukları için (!) faiz doğru kabul edilmiyordu. Alınan ücrete bu nedenle kira deniyordu. Peki, Kilise bu kira ücretlerine neden ses çıkarmıyordu?

Muhteşem bir zenginliğe sahip olan Şövalyeler, İmparatorlara, Krallara ve hatta Papalığa borç verir duruma geldiler. Bu nedenle yaptıkları şeylere ses edilmedi. Kendilerine özel yetkiler verildi. İstedikleri zaman sınır dışına çıkabiliyorlar, vergi ödemiyorlar ve hiyerarşik olarak Krala değil, Papalığa bağlılar. Hesap verecekleri tek kurum papalıktı. Peki tüm bu yetkilerin sebebi neydi? Az daha okuyun, geleceğiz oralara.

Selahaddin Eyyubi İle Karşılaşmaları

Tapınak Şövalyeleri belirli kurallara bağlıydı. Başlarında bulunan usta hayat boyu görevde kalma yetkisine sahipti. Görevi bırakma durumu söz konusu bile olamazdı.  Bu ustalardan birinin adı Gerrard De Rideford idi. Bu usta büyük bir ordu kurdu. Amacı kutsal toprakları korumaktı. Bir saha içerisinde ilerlediler. Aradıkları Selahaddin Eyyubi ve ordusuydu. Planları, Müslümanları bir daha bir araya gelemeyecek kadar dağıtmaktı. Rideford, ortaya bir fikir sundu. Sunduğu fikir şuydu; Orduyu bir konum dâhilinde sabitleyecek, bu konumda ordunun başında bekleyecekti.

Böylelikle Selahaddin, ordusuyla birlikte bu konuma kadar gelecek ve Şövalyeler bu konumda onları alt üst edecekti. Ortaya atılan bu fikir ciddi tepkiler aldı. Orduyu sabit bir konumda tutma fikri yanlış bulundu. Rideford tüm bu fikirleri önemsemedi. Kendi fikrinin en iyi fikir olduğunu belirtti ve Selahaddin’in kesinlikle yenileceğini söyledi.

Orduyu söylediği şekilde sabit bir konumda tuttu. Gece olmuştu. Ordu uyuyordu. Bu esnada beklenilmeyen bir şey oldu. Selahaddin Eyyubi komutasındaki ordu ani bir saldırı ile Şövalyelerin başında olduğu orduya saldırdılar. Gece baskını ile ne olduğu tam olarak anlaşılmadan,  savaş başlamadan bitti. Şövalyeler ciddi bir yenilgi almıştı. Bunun akabinde gelişen olaylarla birlikte, kısa zaman sonra Kudüs, Selahaddin Eyyubi komutasındaki ordu ile alındı.

Kaybedilen savaşın akabinde Rideford ele geçirildi. Tapınak yeminini bozarak para karşılığı serbest kalmayı teklif etti. Nitekim serbestte kaldı. Ancak, birkaç ay sonra yapılan başka bir savaşta tekrar esir düştü ve boynu vuruldu. Tapınak Şövalyeleri bir daha bir araya gelemeyecek şekilde hüsrana uğramıştı.

Tarikata İlk Darbe

Aradan yüzyıllar geçti.

Meşhur, Şövalye Üstatlarından olan Jacques de Molay yeni bir haçlı seferi düzenlemek üzere destek aramaya başladı. Görüştüğü İmparatorlar ve Krallar oldu. Hiçbiri bu tür bir sefer için destek veremeyeceğini söyledi. Bir davet alarak Fransa’ya gitti. Yanında ciddi bir şövalye grubu vardı.

4.Philip’in daveti üzerine Fransa’ya gelen Molay ve şövalyeler tutuklanıyor. Yıl, Ekim 1307 idi. Cuma günü, tarihe 13. Cuma diye geçen gün Şövalyelerin tutuklanma günüdür. 13. Cuma günü 138 şövalye tutuklandı. Yapılan sorgularda, eşcinsellik, haça ve İsa peygambere hakaret gibi şeylerden suçlandılar. 105’i İsa’yı inkâr ettiğini, 103’ü eşcinsellik olduğunu, 123’ü haça hakaret ettiğini itiraf etti. Bu itirafların tek nedeni olarak, yapılan işkenceler gösterilmektedir. Zaten daha sonrasında suçlamaların tamamı reddediliyor. Molay, çocukluk arkadaşı olan Papa’dan yardım istiyor. Papa yardım etmiyor ve idamına karar veriliyor.

Molay, yanındakilerle beraber yakılarak öldürülüyor. Sanıldığı gibi büyük bir ateşte yakılmıyor. Küçük, cılız bir ateşte yakılıyor. İdam yaklaşık 3 saat sürüyor. Bu esnada Molay, 4.Philip ve Papa’ya lanetler okur. Ölümünden bir yıl geçmeden Papa ve Philip ölür. Bu sebepten ötürü Şövalyelerin, büyü ile hemhal olduklarına dair efsaneler de anlatılmaya başlanır.

Molay ve arkadaşları öldürüldükten sonra Tapınak Şövalyelerine dair herhangi bir emare kalmamıştır. Ya da kalmış mıdır?

Sizlerle birlikte biraz daha derinlere inelim.

Şövalyelerin Dünyaya Yayılması

Şimdi, Şövalyelere ait filolar var. Bu filolar ile birlikte dünyanın büyük kısmına gidebilme imkânları var. Günümüz tarihçilerinin yapmış olduğu izlenimler şu şekildedir. Birkaç gemi, Molay’in idamından kısa bir süre sonra Fransa’dan çıkar. Aynı dönem İsviçre’de köylüler, krallarına ayaklanmaya başlar. İsviçre’deki bu köylü değişimlerinin sebebinin Tapınak Şövalyeleri olduğu söylenir. Daha sonraki yıllarda İsviçre’de bankacılık sisteminin oluşması bu teorinin gerçekleştiğini gösterir niteliktedir. Sizin anlayacağınız bu adamlar İsviçre Bankalarını kuran adamlar. İsviçre’yi hala yöneten adamlar yani.

Yakın tarihte ortaya çıkan verilere göre, Bir grup Tapınak Şövalyesinin İskoçya’ya kaçtığına dair veriler gün yüzüne çıkmıştır. Orada bulunan Sinclair Ailesi’nin bu şövalyelere kucak açtığı, kendilerinin de şövalye olduğu söylenmektedir. Bu ailenin Robert De Bruce –hani şu Cesur Yürek filmi var ya orda William Wallace’a ihanet eden adam, hah işte Robert De Bruce o- ile bağlarının bulunduğu ve Tapınakçılarla birlikte Rosslyn Şapeli’ni inşa ettikleri söylenmektedir. Şapel’de bulunan, Şövalyelere ait simgeler bunu destekler niteliktedir. Dan Brown’ın yazdığı Da Vinci’nin Şifresi kitabında da bu meşhur şapel geçmektedir.

Bu konu hakkında detaylı araştırma yapabilir. Yardımcı kaynaklardan beslenebilirsiniz.

Detaylı Bilgi İçin

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı