Kitap

Sisle Gelen Yolcu Kitabı ve Mitler Üzerine

Sisle Gelen Yolcu, Türkiye’de 2012 yılında yayınlanmış, bir Jean Christophe Grange kitabıdır. Grange, her kitabında olduğu gibi, Sisle Gelen Yolcu kitabında da bizleri oldukça şaşırtıyor, birçok farklı kültürü, tek bir eserde bir araya getirmeyi başarıyor. Bizlere de alıp okumak kalıyor.

Her kitabı, diğer kitaplardan farklı kılan bazı şeyler vardır. Bazen kurgusu, bazen tasvirleri, bazen içinde barındırdığı gizler, bazen de belirli mitler kitabı ön plana çıkarır. Sisle Gelen Yolcu kitabı da ‘’mit’’ kavramı ile önce çıkan kitaplardandır. Kitabın konusunu, karakter analizlerini ve son olarak işlediği mitleri tek tek anlatmaya gayret edeceğiz.

Sisle Gelen Yolcu, ya da orijinal adıyla Le Passager Fransa’da yayınlandığı ilk gün, ciddi bir satış rakamına ulaşmıştır. Aynı başarıyı Türkiye’de de yakalamıştır. Türkiye, belirli yazarların kitaplarının satışında, ön plana çıkan ülkeler arasındadır. Dan Brown, Stephen King, Adam Fawer gibi yazarların kitapları, ülkemizde bir hayli popüler durumda. Bunun kültürel sebepleri olduğunu düşünmekteyiz. Gerilim dolu olan eserleri tüketme bakımından belirli ülkelerin farklı eğilimler gösterdiğini biliyoruz. Türkiye içinde gerilim, macera olan tüm ürünleri tüketmeyi sevmektedir. Bu tür kitapların da tüketilmesinin sebebinin bu olduğunu düşünmekteyiz.

Grange, Sisle Gelen Yolcu kitabını yayınlar yayınlamaz, Türkiye turuna çıkması için davetler alır. Bildiğimiz kadarıyla, ilk imza törenlerinden birisini de Türkiye’de yapmıştır. Var olan okuyucu kitlesinin en büyük kanıtı, yapılmış olan bu imza günüdür.

Sisle Gelen Yolcu kitabı, bir polisiye olmasına rağmen, polisiye maceraların belirli kurallarını yıkmıştır. Bunun sebebi elbette ki yazarın böyle tercih etmesidir. Lakin yazarın bu tercihi yapmasının en büyük nedeni, olay örgüsünün gidişatının, yazara bu tercihi yaptırmasıdır. Yani yazara tercihi yaptıran şey, kontrolden çıkan olay örgüsüdür. Dolayısıyla bu kuralları yıkan şey yazar değil, kitaptır. Kitap kendi kendini yönlendirmektedir.

Sisle Gelen Yolcu Kitap Konusu

Freire bir psikiyatrdır. Çalıştığı hastane oldukça farklı vakalarla ilgilenmektedir. Suç işlenme oranının yüksek olduğu bir konumda bulunan hastane, yaşanan farklı olaylara alışmıştır. Freire’nin gece nöbeti sırasında, hastaneye bir adam getirilir. Bu adam, garda tutuklanmış, farklı hareketler sergileyen ve farklı giyinen bir adamdır. Adam’ın üzerindeki elbiseler de kan vardır. Elinde tuttuğu İngiliz anahtarı da kanlıdır. Bu halde, hastaneye getirilen adamın neyi amaçladığı konusunda, hiçbir fikir yoktur.

Adam’ın tutuklandığı garda, başı kesilen, kafasının yerine boğa kafası takılan bir ceset bulunduğu haberi, olayların çığırından çıkması için yeterli bir sebeptir. Herkes getirilen hastadan şüphelenir. Üzerindeki kan lekeleri ve hafıza kaybı yaşaması, tüm bunların bir oyun olduğu şüphesini oluşturur. Cesedin bulunduğu yerde parmak izleri de bulunur. Yapılan testlerin sonucunda, gelen hastanın cinayeti işlemediği anlaşılır.

Chatelet, her polisiye de olması gereken karakterlerden birisidir. Kendisi kitabın tanımıyla güzel bir kadındır. Tüm olayları araştırmak üzere görevlendirilmiş, vakayı devralmıştır. Amacı olayları bir an önce çözmek ve evine gidip uyumaktır. Freire ile sık sık görüşen Chatelet, hafıza kaybı yaşayan hasta ile ilgili bilgiler toplar.

Getirilen hasta, isminin Patrick olduğunu söyler. Freire, yapmış olduğu soruşturma neticesinde, adamın yalan söylediğini anlar. Bir hemşirenin adamı tanıması üzerine, tüm olaylar başlar. Freire’nin yapmış olduğu testlerin sonucu şudur; Patrick, veya adı her neyse, ‘’psişik kaçış’’ yaşayan bir hastadır. Bu durumu tetikleyen belirli unsurlar vardır.

Bu unsurlar, ani şoklar veya ciddi üzüntüler olabilir.

Patrick’in sevgilisi bulunur ve Patrick, Freire’nin yardımıyla hastaneden çıkarılır. Hastaneden çıkarıldıktan sonra, Freire kendisini ziyaret eder. Patrick’in ziyaretine gittiği bir gün, siyah giymiş adamlar tarafından saldırıya uğrarlar. Patrick ve sevgilisi ölür. Freire kurtulur. Ancak peşinde olan katillerden, bir şekilde kurtulması gerekmektedir.

Kaçış

Boğa başlı cesedin bulunduğu konumda, polis tarafından yapılan araştırmalar sürmektedir. Bu araştırmaların sonucunda, cesedin başına bir boğa kafası geçirmenin, bir mitten esinlendiği anlaşılır. Mitin Adı: Minos’tur. Minos hakkında, yazının ilerleyen bölümlerinde bilgiler bulabilirsiniz.

Freire kaçmaya başlar. Bu sırada şok edici bir gelişme yaşanır. Bulunan parmak izleri, Freire’ye aittir.

Freire, geçmişine dair hiçbir şey hatırlamadığını fark eder. Patrick gibi bir hasta olup olmadığını araştırmalı, bulunan cesedi öldürenin kendisi mi yoksa başkası mı olduğunu bir an önce öğrenmelidir. Arkasında, onu öldürmek isteyen katiller ve hırslı polis Chatelet vardır. Freire’nin açtığı her kapı, geçmişine açılacak. Geçmişi hakkında birçok farklı bilgiyi öğrenirken, defalarca ölümden kurtulmaya çalışacaktır. Sisle Gelen Yolcu, hedefine ulaşmak için, sisin içerisine girer.

Karakter Analizi

Sisle Gelen Yolcu kitabında, iki ana karakter vardır. İki karakterin simgelemiş olduğu şeyler vardır. Freire, gerçeği bulma, özgürlüğü bulma gibi anlamlara gelirken, Chatelet bir yargı, adalet dağıtıcısı olarak tasarlanmıştır. Ancak adalet eksik ve hatalıysa, uygulanan kararda hatalı ve eksik olacaktır.

Freire oldukça karışık bir karakterdir. Kitabın içeriğine dair bilgiler vermemek adına, biraz üstten geçeceğiz.  Bu karışık karakter, hem yol, hem yolcu, hem de ev sahibi olarak düşünülebilir. Her sorunun cevabı çıkan karakterimiz, aslında hiçbir şeyin cevabı da değildir.

Karakterin üzerinde yoğunlaştığı felsefi temeller, bilmek veya bilmemektir. Hayat bilmek midir? Bilememek midir? Gerçekte kimiz? Gibi soruların temel alındığı kitap, bir polisiye kurgu etrafında şekillenince, tadından yenmeyecek boyuta gelmiştir.

Freire’nin bu bilmek veya bilmemek temelindeki hayatı, bir ülke olarak da değerlendirilebilir. Hayat içerisinde birçok farklı karaktere ve ruh haline sahip insan vardır. Bu insanlar, hayatlarında bir amaç edinmeden ölüp gitmektedir. Bazı insanlar amaç edinmek üzere çabalamaktadır. Bazı insanlar da, başka insanların yerinde olmak istemektedir.

Freire’nin içinde bulunduğu durum, tam olarak budur. Başka bir insan olmak istemektedir. Ancak kendisi olamayan bir insan, başkası olabilir mi?

Psikoloji ve felsefenin bu denli yoğun olduğu, gerilim, macera ve polisiye kulvarlarında yazılmış en farklı kitaplardan birisi olabilir.

Chatelet ise farklı bir kültürü yansıtmaktadır. Babası bir şarap üreticisidir. Yani hafif bir burjuvalık vardır. Mesleğe yeni başlayan bir polis olarak, tek amacı vardır. Bir an önce bu dosyayı kapatmak ve rütbe almak için beklemek. Tabi bir de Adalet arayışı vardır.

Bakın, her insan böyledir. İnsanlar, ne iş yaparlarsa yapsınlar, mutlaka başlangıçta bu tip rüyalara dalmaktadır. Adalet arayacak, gerçekleri haykıracak, para tamah etmeyecek ve rütbe peşinde koşmayacaktır. Ancak bu kesinlikle bir aldatmacadır.

Gerçek Farklıdır

Her insan iyi olmak istemez. Gerçekler oldukça farklıdır. Hiçbir şey filmlerdeki gibi değildir. Dışarıdaki insanların tamamı iyi değildir. Hatta birçoğu kötüdür. Her insan belirli kalıplara sıkışmak ister. Chatelet’te bu kalıplara sıkışmak isteyen bir kadındır. Ancak gerçeklerin farkında olan bir kadındır. Rütbe almak, onun için yeterli bir başarıdır. Çünkü gücün, para ve makamla bir ilgisi olduğunu düşünmektedir. Dışarıdaki insanların çoğunun düşündüğü gibi… Hiçbir gazeteci –en azından çoğu- gerçekleri dile getirmek istemez. Gerçekler, birilerinin gözlerinin açılmasına sebebiyet verebilir. Birilerinin gözlerinin açılması, birilerinin makamlarında rahatça oturamamasını sağlayabilir. Bu nedenle istemezler.

Karakterin içinde bulunduğu durum o denli güzel ve titizlikle işlenmiş ki hayran kalmamanız için hiçbir sebep kalmıyor.

Çünkü karakterlerin, alındığı yer, tam olarak hayatın merkezidir. Bu insanları her köşe başında görmeniz mümkündür. Bu nedenledir ki karakter yapılarında herhangi bir bozukluk göremedik, gerçekten harikulade.

Klişeler

Sisle Gelen Yolcu kitabı da, diğer kitaplar gibi belirli klişeleri içerisinde barındırmaktadır. Bu klişeleri de anlatmak, Sisle Gelen Yolcu kitabının kalitesini düşürmeyecektir. Sadece küçük hatalarını dile getirecek ve buralara da dikkat çekmeye çalışacağız.

Öncelikle Freire’nin sürekli olarak, ölümün kıyısına gelip –ki bu, kitapta neredeyse yirmi kez meydana geldi- kurtulması bir yerden sonra sıkıcı hale gelebiliyor. Bir karakter, bir kitap içerisinde yüzlerce kez ölümden kurtulamaz. Kurtulursa da bu bir klişeden öteye gidemez.

Karakterler arası geçişlerin benzerliği, bir süre sonra, benzerlikten öteye geçerek, klişe haline gelmeye başladı.

Mekan tanıtımlarındaki tasvirlerin yapılış nedeni ve şekilleri bir süre sonra kendisini tekrar etmeye başladı. Bu da rahatsız eden bir diğer unsur oldu.

Orman, siyah giyen adamlar

Bu ve bunun gibi sayılabilecek, ufak tefek birkaç hata daha gözümüze takıldı. Ancak bu bile Sisle Gelen Yolcu kitabının güzel öyküsünü geride bırakabilecek türden şeyler olduğunu göstermez.

Minos

Son olarak değineceğimiz şey, Sisle Gelen Yolcu kitabında işlenen mit olan Minos Mitidir. Efsaneye göre, dünyanın ilk labirenti Minos adında bir kral tarafından yaptırılmıştır. Bu kralın bir de oğlu vardır. Kralın oğlu, Atina’ya bir gezi yapmak istiyordu. Nitekim gitti de, Atina’da gezerken birden bire öldü.

Minos, hiddetlendi. Oğlunun kaybı, kendisine derin bir acı bırakmıştı. Bunun intikamını almak için sefere çıktı. Atina’yı işgal eden Minos, büyük bir zafer kazandı. Atina Kralı, teslim olmak zorunda kaldı. Minos ile Kral arasında bir anlaşma yapıldı. Anlaşmaya göre, her dokuz yılda bir, yedi kız ve yedi erkek olmak üzere toplam 14 kişi, Minos’un şehrine gönderilecekti. Bu çocuklar, Minator adında bir yaratığa yem edilecekti.

Minator, yarı insan, yarı boğaydı. Yapılan labirentin tam ortasında beklemekteydi.

Efsanenin devamını araştırıp okuyabilirsiniz.

Sisle Gelen Yolcu kitabında, bu efsaneye yer verilmesi, bir yazarın, çok katmanlı bir araştırma sonucunda yazar olabileceğinin en büyük kanıtıdır.

Sisle Gelen Yolcu, bu ve bunun gibi birçok farklı noktasıyla, okunmayı, gerçekten hak eden bir kitap olmayı başarmıştır.

Ve…

Efsaneler, başka kurguların oluşturulmasında önemli roller oynamaktadır. Bazı efsaneler, bazı öykülerin temellerini oluştururlar. Eski bir efsaneyi, oldukça güncel bir konu olan ve psikoloji ile bağdaştırmak ciddi ustalık isteyen bir durumdur. Karakterlerin, bu olay içerisindeki maceraları ve bu maceranın eski bir efsaneden çıkıp, Fransa’ya kadar götürülebilmesi ise, bambaşka bir ustalıktır. Bu nedenle Grange, her türlü takdiri hak etmektedir.

Sisle Gelen Yolcu kitabındaki en önemli etkenlerden birisi de, klişe haline gelmeye başlamadan önceki tasvirlerdi. Bu tasvirler o kadar ustaca yapılmış ki öykü içerisindeki bir karaktere bürünmemeniz mümkün değildir.

Eski mekânların kullanımı, karakterlerin bu mekânlar arasında gidip gelmesi, gerçekten harikulade idi. Tabi klişe yönleri de yok değildi.

Kitap yayınlanır yayınlanmaz, dünya genelinde ciddi bir satış rakamına ulaştı. Bu popülariteden faydalanmak isteyen bazı yapım şirketleri, kitabın telifini alarak bir dizi yapmak istediler. Ancak bildiğimiz kadarıyla bu plan daha sonraki yıllara ertelendi. Bu nedenle, bu güzide eseri, şimdilik izlememiz pek mümkün görünmüyor. Umuyoruz ki bir gün izleme fırsatımız olur.

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

İlgili Makaleler

8 Yorum

  1. kitap yorumunuzu sevdim, özellikle karakterler, klişeler ve romandaki efsaneyi açıklamanız yoruma ayrı bir güzellik katmış. bilgiler beni doyurdu kaleminize sağlık

  2. Çok güzel özetlemşsiniz özellikle karekter analizi kısmı harika idi yeni yazılarınızı sabırsızlıkla beklemekteyim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı