Kitap

Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan Kitabı Hakkında

Sabahattin Ali Türkiye’de herkesin bir yerlerden tanıdığı, sözlerini sosyal medya mecralarında paylaştığı ama genel itibari ile eserlerinin okunulmadığı bir yazar ve onun yazdığı bir yapıtla karşınızdayız.

Sabahattin Ali kimdir? İçimizdeki Şeytan Kitabı, ne anlatmaktadır? Sabahattin Ali ne yapmıştır? Gibi sorular genel itibari ile sorulmaz. Bizler göstermelik yaşayan, aşk denilen kavramı idrak edemeyen, ‘’Aa bak bu adam ne kadar güzel söylemiş kanka’’ veya ‘’Kızım çok güzel söylemiş be, hemen paylaşmam gerekiyor’’ diyerek, birilerine sosyal statümüzü göstermek adına veya okuduklarımızla toplumsal bir statü kazanmak, insanların gözünde farklı görünmek adına Sabahattin Ali’yi her paylaşımımızda kullanırız.

Sabahattin Ali ve Toplum

Sabahattin Ali’ye sadece bir yazar olarak bakmak veya bir aşk adamı olarak bakmak hata olur diye düşünüyoruz. Çünkü kendisi hayata bakarken acı çekmiş, yaşadığı toplumu analiz ederken gördükleri karşısında hüsrana uğramış, Halk edebiyatı ile yakından ilgilenmiş, gerçekçi dili ve öyküleriyle bir şeyler anlatmak için çabalamış. Anlattıklarıyla her aydın gibi birilerini rahatsız etmiş ve bu ölümüne giden yolu açmıştır.

Henüz 41 -1948 yılında- yaşında iken, kendisine yapılan bir suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. İşlenen cinayet hakkında belirli spekülasyonlar hala dolansa da net bir bilgi –en azından bizim bildiğimiz kadarıyla- elde edilememiş. Türkiye tarihindeki faili meçhul cinayet dosyalarından birine konularak, kirli arşivlerde yerini almıştır. Bu gün biz onun bir eserini inceleyerek kullanmış olduğu dil, hikâye ve gerek siyasi gerek toplumsal olarak yaptığı eleştirilerden birkaçına değinmeye gayret edeceğiz.

Başlıyoruz.

Ömer bir tanıdığı vasıtasıyla postanede çalışan bir memurdur. Genç bir çocuktur. Felsefe bölümü okumaktadır. Etrafındaki insanlardan aldığı borçlarla hayatta kalmaya çalışır, aylaklıklarla dolu seneler geçirmektedir. Dönemin tartışma kültürü gereği arkadaş meclislerine katılır ve farklı fikirlere sahip insanlarla bir araya gelerek görüş alış verişinde bulunur. Bir gün yanında bir arkadaşı ile vapura biner. Bindiği vapurda, akrabası olan ve saygı duyduğu orta yaşlardaki Emine hanımı görür.

Emine hanımın kendisine seslenmesiyle birlikte soluğu yanında alan Ömer, Emine hanımın yanına varınca yalnız olmadığını fark eder. Emine hanımın yanında Macide isminde, Ömer’in yaşlarında bir hanım vardır. Ömer görür görmez âşık olur veya âşık olduğunu sanır. Macide’de Ömer’den etkilenmiş veya etkilendiğini sanmaktadır.

Aşk ve Edebiyat Arasındaki Bağ

Sabahattin Ali’nin yazmış olduğu İçimizdeki Şeytan eserinde –anladığımız kadarıyla tabi- aşk duygusu, karşındaki insana gerçekten aşk denilen hissi duymuyorsan şöyledir.

İki insanın hayatının yıkımı başlar. Düşüncelerini öldürür, gerçekleri köreltir. İnsanı insan yapan her şeyi elinden alır. İnsanın ayaklarına prangalar vurarak sehpaya çıkarmaya benzer. O andan sonra sadece sehpaya vurulacak darbeyi bekler.

Macide ve Ömer iki farklı dünyaya aittir. Hayata bakarken gördükleri şeyler çok farklıdır. Biri elde ettiği parayla hayatını zor idame ettirirken –Ömer- bir diğeri aylardır akrabalarının yanında kaldığı için sıkılmaya başlayan ve yük olduğuna inanan genç bir hanımdır. Sesi oldukça güzeldir ve müziğe dair gelişmiş yetenekleri vardır. Balıkesir’de imkânsızlıklarla dolu bir ailenin kızı iken, ziyaretlerine gelen Emine hanımın çabaları sonucu İstanbul’a gelebilmiş bir hanımdır.

Ali’nin kitapta yaptığı rastlantısal sıklıklardan ötürü Macide ve Ömer kaçınılmaz şeylerden dolayı –Toplum, aile ve düşüncelerin baskısı- evlenirler. Ama iki farklı insan olduklarından mütevellit evliliklerinde sorun daha ilk günlerden başlayacaktır.

Sabahattin Ali bu kitabı yazarken nasıl bir haleti ruhiye içerisindeydi bilemeyiz lakin kitap oldukça katmanlı incelenmeyi hak eden bir eser. Öncelikle toplumun içinde bulunduğu ahlaki çıkmazlar o denli usta bir dille anlatılmış ki, bir harbin ortasındaki Rusya’yı bir Rus edebiyatçıdan okuyormuşçasına etkili bir dille yazılmış. Toplumun içinde olduğu çöküntüyü bir savaş alanına benzetelim. Ömer ve Macide ise iki nefer olarak bu savaşın ortasında kalmış ve hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Bu savaşın sonucunda neler olacak bunu okuyunca görürsünüz illa ki.

Tenkit ve Eleştiri

Kitabın bir diğer özelliği, kurumlar arasında oluşan daha doğrusu dönemin devlet yapısında olan haksızlıkların dile getirilme biçimleridir. Çalışma saatlerinin uzunluğu, alınan tutarların azlığı, memurların rüşvet alması ve hiçbir kabiliyeti olmamasına rağmen yükselen insanların tasviri, kitabın bir aşk romanından öte, toplumsal sorunları irdeleyen, sosyolojik bir inceleme edasına bürünmesine sebep oluyor. Sakın yanlış anlamayın, kitap o kadar ince detaylar üzerine kurulu ki, her an farklı şeyler görmeniz mümkün oluyor.

Arkadaş meclisleri, kitapta sık sık adının geçtiği bir durum iken onlara değinmeden geçemeyeceğiz. Bu meclislerde konuşulan konular aslına bakarsanız birer toplumsal eleştiriden başka bir şey değildir. Yani Sabahattin Ali, bir meclis etrafında toplanan ve konuşan adamları hikâye gereği kitabında belirtmedi. İçinde bulunduğu toplumun sorunlarını dile getirmek ve gördüğü yanlışlıkları –yanlış gördüklerini- ifade etmekti.

Yaptığımız araştırmaların sonucunda görüyoruz ki bu meclislerde, özellikle Hüseyin Nihal Atsız’ın fikirlerine ciddi tenkitlerde bulunuyor ve düşüncelerinin oldukça katı ve yetersiz olduğunu ifade ediyor. Hatta hakarete varacak düzeye kadar götürdüğü sahnelerde dikkatimizden kaçmadı – Ömer karakterinin psikolojik çözümlemelerinde ve iç tasvirlerinde bunu görmek mümkün- ve belirtmek istedik. Atsız, Sahattin Ali çekişmesi herkes tarafından bilinmektedir. Bu meclislerde içinde bulunduğu devlet yapısını, geçmişte kurulan devlet yapısını –Osmanlı- toplumdaki çarpıklıkları, iki insan arasındaki sorunların sosyolojik yapıya dayandırılması, farklı katmanlara bölünerek incelenmesi için yeterlidir.

İki farklı insan bir araya gelir ve hayat çekilmez olmaya başlar.

İşsizlik, adaletsizlik ve daha nice şey aralarındaki şeyin sadece kurtulma düşüncesinden ibaret olduğunu göstermeye yeterlidir.

İçimizde bir şeytan yok diyor Sabahattin Ali, içimizde bir aciz var.

Bir yorgunluk var. Bıkkınlık var. Her şeyden hatta yaşamımızdan dahi yoruluyoruz. Birçok hata yapıyoruz. Yaptığımız hatalardan dolayı da sadece suçlayacak birini arıyoruz. İçimizdeki Şeytan dediğimiz şeyi suçlayıp duruyoruz.   aqz

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı