Kitap

Leyleklerin Uçuşu ve Kurgu Oluşturmak

Leyleklerin Uçuşu, Jean Christophe Grange tarafından yazılan, mükemmel bir kurguya sahip, oldukça etkileyici bir kitaptır.

Dünya üzerinde birçok kirli iş vardır. Bu kirli işler, kimi zaman başka insanların öldürülmesine sebep olur. Örnek olarak ‘’Organ Kaçakçılığı’’ verilebilir. Bu kirli piyasa, insanların ölümünü önemsemeyen, insan hayatına değer vermeyen bir pazardır. İnsanları ağlarına düşürdüklerinde, olacaklar önceden bellidir. Bahsettiğimiz pazarın içerisinde olan insanların isimlerini söylemeye kalkarsak, hepinizin oldukça şaşıracağına eminiz.

Zengin bir adam olduğunu düşünün. Bu adamın fabrikaları var. Milyar dolarlık bir servetin üzerinde oturan bu adam veya bu adamın oldukça sevdiği bir insan, tek çaresi organ bağışı olan bir hastalığa yakalanır. Organın doku uyumu, sıra beklemesi, acı verici tedaviler derken, baya bir vakit kaybı olur. Bu süre içerisinde hastanın ölme ihtimali vardır. Bu halde olan bir adamın yapacağı tek şey, aradığı organı insanlık dışı bir şekilde bulmaktır. Leyleklerin Uçuşu bu yapıyı oldukça iyi anlatmaktadır.

Organ ihtiyacına dair haber alınır alınmaz, sinir merkezleri harekete geçer. Ciddi bir miktar belirlenir. Miktar kimi zaman milyon dolarları bulabilecek düzeydedir. Bu pis işi yapan kişilerle temasa geçilir. Temas sağlandıktan sonra, geriye sadece tek bir seçenek kalır. Kurban edilecek biri… Genel olarak savaşların yoğun olduğu ülkelerden seçilen ve çoğunluğunu kimsesiz çocukların oluşturduğu listeler hazırlanır. Kan ve doku uyumu sağlanan sağlıklı çocuklar, birden bire ortadan kaybolur. Çoğu zaman cansız bedeni bulunamayan bu çocuklardan, istedikleri şeyleri alırlar. Yaşaması gereken insanlar, taşıdıkları ve hiçbir değer verilmeyen organları yüzünden öldürülürler.

Bu acı ama gerçek olan durumu anlatmamızın birkaç farklı sebebi var. Birilerinin dikkatini çekmek ve anlatacağımız kitapla arasındaki bağı anlatmak. Birkaç farklı başlık altında inceleyeceğimiz Leyleklerin Uçuşu kitabına geçiyoruz.

Leyleklerin Uçuşu Kitap Konusu

Leyleklerin Uçuşu veya orijinal adıyla Le Vol Des Cigognes ürpertici bir atmosfer içerisinde geçmektedir. Louise adındaki ana karakterimiz bir kuş bilimcidir. Kuş göçlerini takip eder ve göçlerin sağlıklı yollarla gerçekleşip gerçeklemediğini kontrol eder. Çevre ve hayvan sevgisi oldukça aşırı olan Louise bir gariplik fark eder. Leyleklerin göç esnasında sürekli olarak azaldığını fark eder.

Araştırmaları sırasında Louise’e yardım eden Max adında bir adam vardır. Max ile incelemeler yapan Louise, fark ettiği garipliği Max ile paylaşır. Birlikte bir plan yaparlar. Leyleklerin azalma nedenini araştırmak üzere bir yolculuğa çıkacaklardır. Leyleklerin Uçuşu isminin nereden geldiğini sanıyoruz ki anlamışsınızdır.

Max ile seyahatlerini ne zaman yapacağına karar veren Louise, Max ile vedalaşır ve evine gider. Birkaç gün sonra Max’ı ziyaret etmek üzere evine gider. Ancak eve girer girmez aldığı koku ile nere uğradığını şaşırır. Max ölmüştür, cansız bedeni bir leylek yuvasındadır. Cesedin eksik parçaları da vardır. Cesedin başında duran birkaç leylek, cesedi yemektedir.

Gördüğü manzara karşısında dehşete düşen Louise, derhal polise haber verir. Bunun bir cinayet mi yoksa bir kalp krizi mi olduğu bilinmemektedir. Olayı incelemek üzere dedektif Dumaz görevlendirilir. Dumaz titiz bir adam olduğunu ilk anlardan belli edecektir. Cesedin otopsi sonucu oldukça ilginçtir. Bedenden çıkan kalp, nakil yoluyla alınmıştır. Ancak Max’ın geçmişinde, kalp nakline dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Daha ilginç ve enteresan olansa, kalbin oldukça sağlıklı ve uyumlu olmasıdır. Bölgede böyle bir nakli gerçekleştirecek bir doktorda bulunmamaktadır.

Bu bilgiler etrafında şekillenen dosya, organ mafyalarına bir yönlendirme yapar. Dumaz bu konu üzerinde derinleştirdiği dosyayı, daha kapsamlı bir şekilde incelemek ister. Bunun içinse Louise’e ihtiyacı vardır.

Seyahat Başlıyor

Louise, yaşadığı travmanın etkisinden dolayı seyahati iptal etmek ister. Ancak merakına yenik düşer ve Max’ın evine gider. Olay yerini incelemek istemektedir. Max’a ait fotoğraf albümleri bulur. Fotoğraflarda kesilmiş organlar olduğunu görür ve seyahat fikrinden vazgeçer. Olayı unutmak ve hiç yaşanmamış gibi hayatına devam etmek ister. Ancak kendisiyle aynı fikirde olmayan birisi vardır. Dumaz…

Dumaz, Louise ile konuşarak, seyahate çıkması gerektiğini, dosyayı daha kapsamlı incelemesi için bunun gerekli olduğunu söyler. Dumaz’ın ısrarları sonucu ikna olan Louise seyahate çıkmaya karar verir. Seyahati sırasında karşılaştığı ilginç bilgileri Dumaz ile paylaşacak, böylelikle yaşanan olayların aydınlatılmasına katkı sağlayacaktır.

Sofya’ya geçen Louise, Rayko adında bir kuşbilimci ile görüşecektir. Ondan alacağı bilgilerin, dosyayı aydınlatma yolunda katkı sağlayacağını düşünmektedir. Ancak Rayko gizemli bir şekilde öldürülür. Olaylar iyice çığırından çıkmaya başlamıştır. Leyleklerin Uçuşu bir kez daha kana bulanmıştır. İşlenen cinayet, farklı bir pencere açacaktır. Louise, takip edildiğini ve temasa geçtiği insanların öldürüldüğünü görür. Olayları incelemek üzere birkaç gün daha kalmaya karar verir. Yanında Minaus adında biri vardır. Olayları birlikte aydınlatmaya karar verirler. Ancak bu sırada saldırıya uğrarlar. Minaus öldürülür. Louise yapacağı bir şey kalmadığını anlar ve Sofya’dan kaçar.

Yolu İstanbul’a, oradan İsrail’e kadar uzanır. İsrail’de İdo adında bir adamla buluşmak üzere sözleşmişlerdir. İdo, Rayko gibi kuşbilimcidir. Ancak İsrail’e varmadan önce İdo’nun öldürüldüğünü öğrenir. İdo’nun kız kardeşi Sarah ile tanışan Louise çok farklı bilgiler öğrenir. Leyleklerin Uçuşu sırasında yapılan değişimle dev bir kaçakçılık şebekesi ortaya çıkar.

Afrika’ya

Louise, öğrendiği bilgiler ışığında Afrika’ya gelir. Ortaya çıkan kaçakçılık şebekesi, kendisini buraya getirmiştir. Buradaki kabile üyelerinin hayat şartlarını gören Louise oldukça şaşırır. Burada olan insanlar ölümle her an burun burunadır. Geçim sıkıntısı yaşayan bu insanlar, başka insanların milyonlarca dolar kazanmasını sağlamaktadır.

İşte size Amerikan Emperyalizmi

Her ülke, üzerinde oturduğu servetin farkında olmayabilir. Bu bazen yönetimin ele geçirilmesi ile sağlanır. Bazen de, halka unutturularak. Medya bunu sağlamak için oldukça etkili bir araçtır. Bu insanlar, bir sistem oluşturmuşlardır. Leyleklerin Uçuşu, bu sistemi oldukça iyi anlatan bir kitaptır. Bu öyle bir sistemdir ki, tüm dünyayı bir örümcek ağı gibi sarmış durumdadır.

Tüm ülkeyi kalkındırabilecek düzeyde madenlerin üzerinde yaşayan Afrika’daki insanlar, aralarına atılan ayrımcılık tohumları yüzünden, yıllarca süren savaşlarda birbirlerini öldürmüşlerdir. Ölüm, bu insanlara altın tepsilerde sunulmadı. Aralarına atılan tohumlar o denli saçma ki, inceleme yaptığınızda, böyle saçma nedenlerden dolayı, bir insan, diğer bir insanı, nasıl öldürür anlamak mümkün değil.

Ancak olması gereken tam olarak buydu. İnsanlar fark etmemeliydi. Fark ederse, seslerini çıkarabilirlerdi. Fark ediş, yöneticileri rahatsız edebilirdi. Böyle bir şeyi, hiç kimse istemez.

Biz kitaba geri dönelim.

Louise, yaptığı araştırmalarla birlikte, geçmişine dair, hiç bilmediği şeyleri öğrenecektir. Leyleklerin Uçuşu, oldukça farklı oyunlara sebep olacaktır.

Kurgu Yapabilmek

Bu başlık altında Leyleklerin Uçuşu kitabının kurgu mantığını anlamaya gayret edeceğiz.

Yazılan her kitap, yapılan her film, kendi içerisinde bir kurgu barındırır. Olaylar üç şey üzerine kurulur. Giriş, gelişme ve sonuç… Bu üç şey, bir yapıyı tamamlayan unsurlardır. Karakterler sıradan yaşamlarını sürdürmektedir. Bu sıradan yaşamlar, bir anda, yaşanan çok farklı olaylarla değişir.

Gelişme aşamasında, olaylar çığırından çıkar. Karakterler bir olaydan sıyrıldıkları anda, önceki olaydan daha büyük bir olayla karşılaşırlar. Bu aşamada, düşman ile ilk karşılaşma yaşanır. Ancak iki taraftan biri muvaffak olamaz. Ana karakter bu ilk karşılaşmadan zor kurtulur ve bulunduğu konumdan, başka bir konuma geçer.

Sonuç bölümünde, tüm parçalar birleşir. Düşman ile son karşılaşma yaşanır. Yaşanan en büyük olay bu parçada gerçekleşir.

Sonuçlar ikiye ayrılır.

Ana karakter, başarılı olur ve tüm düşmanlarından kurtulur. Mutlu bir hayat sürmeye devam eder. Yaşadığı olayların, kendi üzerinde bıraktığı izlerle hayatına devam eder.

İkinci unsur kötü sondur. Ana karakter başarısız olur ve kaybeder.

Leyleklerin Uçuşu, kurgu aşamasında oldukça başarılı bir kitaptır. Leyleklerin Uçuşu üzerinden yola çıkan yazar, bu durumu oldukça farklı noktalara çekerek, dünyanın dört bir yanına seyahat etme olanağı veriyor.

Leyleklerin Uçuşu kitabının bir diğer önemli noktası, kendi içerisinde bir macera ve gerilim barındırırken, toplumların iç meselelerine değinebilmesidir. Şöyle ki, bazı kitaplar sadece gerilim ve maceradan ibarettir. Anlattığı olaylar oldukça düzdür. İçinde eleştiri veyahut dokundurma barındırmaz. Leyleklerin Uçuşu kitabı bu kulvarda değildir. Bir eleştiri barındırır. Belirli çevreleri rahatsız eder. Leyleklerin Uçuşu, bir eleştiri çemberi içerisinde gerçekleşir. Bu nedenledir ki, Leyleklerin Uçuşu ismi oldukça manidardır.

Kurgu olarak oldukça görkemli bir yapıya sahip olan Leyleklerin Uçuşu, bu nedenle olsa dahi okunmalıdır.

Karakter Analizi

Louise karakteri oldukça ince işlenmiş bir karakterdir. Karakterin yapmış olduğu araştırmalar, oldukça güzel incelenmiş, doğa içerisindeki durumu ve psikolojik analizleri, gayet yerinde yapılmıştır.

Karakterin geçmiş ile olan bağı, oldukça mantıklı ve tadındaydı. Birkaç yerde, ufak tefek tökezleme dışında, oldukça yerinde bir karakter oluşturmayı başarmıştır.

Ancak yapılan filmdeki Louise karakteri, hiçbir şekilde yakışmamıştır.

Dumaz karakteri ise, oldukça doğal, bazı noktalar bakımından sıradan bile sayılabilir.

Max karakteri, her ne kadar, kitap içerisinde önemli bir alan kapsamıyor olsa da, yaşadığı ve yaşattığı şeyler bakımından oldukça önemlidir. Geçmişe dair olan söylemler ve geçmiş içerisindeki rolü o kadar iyi anlatılmıştır ki, Max karakterine ayrı bir yer açmazsak olmazdı doğrusu…

Sarah karakteri, olması gerektiği kadar bir yer kaplamıştır. Yani karakter, yapması gerekeni yapmış, üzerine düşen rolün hakkını vermiştir. Kitap içerisinde kapladığı yer ise o denli büyük değildir.

Son Perde

Leyleklerin Uçuşu kitabı, Fransa’da oldukça popüler olmuş, ülkemizde de bir hayli okunan kitaplardandır. En çok beğenilen Grange kitapları –Siyah Kan en beğenilen olarak bilinir.- arasındadır. Bizim de şahsi olarak beğendiğimiz bir kitap oldu diyebiliriz.

Kurgunun oldukça farklı bir noktadan başlayıp, bambaşka bir yerde bitmesi kitabı cezbedici kılan özelliklerden sadece birisidir. Bunun yanında, Leyleklerin Uçuşu isminin, kendi içerisinde barındırdığı anlam da bir hayli önemli ve dikkat çekicidir.

Karakterlerin doğa içerisinde yaşadığı maceralar, bir yandan etkileyici, bir yandan da cezbediciydi. İşlenen cinayetlerden bahsetmiyoruz. Karakterlerin gezdiği ülkelerdeki kültürel yapıdan bahsediyoruz.

Bir diğer unsur ise, eleştirel bakış açısı ile bakabiliyor olmasıdır. Sanıyoruz ki, Grange’ın en toplumsal eseridir dersek abartmış olmayız. Bu toplumsal bakış açısını, diğer kitaplarda görmemize rağmen, Leyleklerin Uçuşu kitabında, daha yoğun bir şekilde görmek bizleri oldukça mutlu etti.

Grange’ın hemen her kitabında olduğu gibi, bu kitabında da ormana dalması, ustaca yaptığı tasvirler bizleri etkilemeyi başardı. Tasvir konusunda olan ustalığını, cinayetin işlenme biçimini anlatırken daha yoğun kullanması, bu adam psikopat mı, dahi mi soruları arasında gidip gelmemize sebep olmuyor değil…

Velhasıl, türünü seven okuyucuların, okurken zevk alacağına inandığımız bir kitaptı.

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Leyleklerin uçuşu kitabı gerçekten çok güzel. Hatırlattığınız için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı