Kitap

Kızıl Nehirler J.Christophe Grange ve Polisiye

Kızıl Nehirler, bir polisiye ürünü olmasının yanı sıra, bambaşka özellikleri de içerisinde barındırması bakımından, önemli bir kitaptır.

Kızıl Nehirler kitabını, bu denli önemli kılan şeyler hakkında konuşacak, kitabın konusu, yapılan film uyarlaması hakkında konuşacağız. Kitabın yapmış olduğu etkiden de bahsettikten sonra, yazımızı noktalayacağız.

Kızıl Nehirler kitabı, oldukça popüler bir üründür. Yazıldığı yıl, satış rekorlarını alt üst etmiştir. Fransa’da 450.000 adet satan kitap, birçok farklı dile çevrilmiş, farklı ülkelerde satışa sunulur sunulmaz tükenmiştir. Bu tüketim, film şirketlerinin dikkatini çekmiş olacak ki, uyarlama bir filmini de yapmaktan geri kalmamışlar. Uyarlanan film yer yer kitaptan kopsa da, yine de konumuzla alakalı olduğundan ötürü, bahis konumuz olacaktır.

Polisiye bir tür olarak ortaya çıktığı ilk günden beri, belirli kuralları vardır. Bu kurallar çerçevesinde yazılan ve bu gün elimizde olan, neredeyse tarihi değer taşıyan bazı eserleri incelediğimizde, çoğunluğunun İngiliz yazarlar tarafından yazıldığını görmekteyiz. Elbette ki başka ülkelerden de çok farklı eserler çıktığı doğrudur. Hatta Suç ve Ceza kitabı her ne kadar toplumsal bir ürün olsa da, içinde barındırmış olduğu bir polisiye öykü de vardır. Bir ölüm ve bir sebep vardır. Polisiye ürün olarak değerlendirilmemesinin tek nedeni, ana hattın polisiye olmamasıdır.

Ancak dünya genelindeki bir yargıya göre ‘’Polisiye bir İngiliz işidir.’’

Bu yargı ne kadar doğrudur bilemeyiz, ancak bu görüşün doğru olduğunu kabul edersek, Grange, bu algıyı kırmaya en çok yaklaşan yazarlardan birisidir. Zira polisiye öykü oluşturmak konusunda, gerçekten muazzam bir isimdir.

Yazılan bazı eserlerini incelemeye gayret ettik. Bunlar arasında en çok beğenilen kitaplarını sıralayacak olursak, Şeytan Yemini, Siyah Kan ve Kızıl Nehirler kitabı olarak sıralayabiliriz. Bu sıralama, kişiden kişiye göre değişiklik gösterebilir.

Kızıl Nehirler Konusu

Kızıl Nehirler, bir atmosfer ürünüdür. Bu atmosfer, o denli etkileyici olarak işlenmiştir ki, şaşırmamak elde değildir. Kitabın her sayfası, kendi içerisinde, farklı bir ürperti taşımaktadır. Soğuk bir coğrafyada geçmesinden dolayı, öykü de bu soğukluktan nasibini, ister istemez almıştır.

Dağlık bir bölgede yer alan bir kasaba düşünün. Bu kasaba oldukça sessiz bir yerdir. İnsanlar belirli bir sistem oluşturmuş, hayatlarını kazanmaya dönük hamleler gerçekleştirmektedirler. Ancak yaşanan bir olay, tüm sistemi değiştirecek, insanların sakin hayatlarının alt üst olmasını sağlayacaktır.

İkili kurgu sistemini uygulayan Kızıl Nehirler, iki olayın, birbirinden bağımsız bir haldeyken, bir olay etrafında birleşmesini anlatmaktadır.

Remy, bir kütüphane görevlisidir. Kütüphanedeki her şeyden kendisi sorumludur. Remy, çevresi tarafından sevilen bir adamdır. Sessiz, kendi halinde bir adamdır. İşten eve, evden işe denilen tiplerdendir. Remy, feci bir şekilde öldürülür.

Öldürülüş biçimi şu şekildedir. Ender bulunan bir tel ile vücudunun belirli bölgelerindeki uzuvlar paramparça edilmiştir. Ceset bulunduğunda, kafasında gözler yoktu. Öldüren kişi, gözlerini oyarak almıştı. Ceset dağlık bölgede, buzlarla kaplı kayalıkların arasında bulundu. Ceset cenin pozisyonunda bulundu. Cesedi bulan kişi, jeoloji ile oldukça ilgilenen öğretim görevlisi Fanny idi.

Olayı araştırmak üzere Pierre Niemans görevlendirildi. Niemans, kurallara aykırı biri olduğundan dolayı, kendisine verilen bu görev, bir nevi sürgün sayılabilirdi.

Bu olaya paralel olarak, Sarzac adlı kasabada bir ihbar yapılır. Polis Karim, okula hırsız girdiği ihbarını alır almaz okula koşar. Ortada suç namına herhangi bir unsur yoktu. Hiçbir şey çalınmamış, kapılar zorlanmamıştı.

Mezarlar Açılıyor

Bir diğer hırsızlık ihbarı ise, mezarlık hırsızlığı ile alakalıydı. İhbara göre, birileri mezarlığa girmiş ve belirli mezarları açarak soymuşlardı. İhbar üzerine olay yerine giden Karim, bir mezarın açılmadığını, mezarlardan birinin üzerinde bulunan bir resmin çalındığını fark eder. Mezarlıkta yatan kişi 10 yaşında ölmüş, bir erkek çocuğuydu. Karim bu çocukla, lise arasında bir bağlantı olup olmadığını araştırır. Bulduğu sonuç, oldukça ilginçtir. Mezardaki kişi aslında bir erkek çocuğu değildir, öldü denilen erkek çocuğu, aslında bir kız çocuğudur. Annesi tarafından, herkesten saklanan bu kızla annesi, uzun yıllar önce kasabadan ayrılmışlardır.

Bu olayın ardından, iki cinayet daha işlenir. Öldürülen kişilerden birisi göz cerrahıydı. Diğer ise hasta bakıcıydı. Gözleri oyulan ve aynı işkenceler yapılan bu kimselerin, ilk cinayet ile aralarında, oldukça büyük benzerlikler vardır.

Hasta bakıcı üzerinde inceleme yapan Niemans, bir anahtar buldu. Bu anahtar, oldukça eski bir kulübenin açılmasını sağlayacaktı. Kulübeye giden Karim, kanla yazılmış bir yazı ile karşılaştı.

Niemans, bu olaydan sonra, öldürülen doktorun da evine gitmeye karar verdi. Doktorun evine gizlice girecek, incelemelerini yapacak ve çıkacaktı. Kurduğu plan buydu. Eve gitti. Kapıyı açacağı sırada, Karim ile karşılaştı. Karim’in polis olduğunu anladığında, başına gelen olayları anlattı. Niemans’ında kendi başına gelenleri anlatması üzerine, yaşanan olayların, birbirleriyle bağlantılı olabileceklerine karar verip, dosyaları birleştirmeye karar verirler.

Karim aynı yazıyı, Sophie adındaki bir kadının evinde görünce –hasta bakıcının karısı- tüm olaylar çözüme kavuşacaktı. Bu sırada saldırıya uğrayan iki polis, olayların gittikçe genişlediğini ve her şeyin birbirine karıştığını fark edeceklerdi.

Atmosfer

Kızıl Nehirler kitabının atmosferi, oldukça etkileyici bir şekilde oluşturulmuştur. Grange’ın ikinci kitabı olmasına rağmen, oldukça akıcı ve etkileyici bir dili olduğunu söylemekte yarar vardır. Olayın anlatıldığı mekânlar her ne kadar gerçek mekânlar olsa da, anlatım üslubu ile bu mekânlarda yeni bir dünya kurulmuş. Bahsettiğimiz bu dünya, elbette ki edebi bir dünyadır. Kelimelerin, olaylarla dansı oldukça etkileyicidir.

Dağ atmosferi içerisinde geçen her kitap ve film, birkaç puan önde başlıyor diyebiliriz. Çünkü yaşanan olay, sıradan insanların yapamayacağı türden olaylardır. Oldukça soğuk ve ürkütücüdür. Bu nedenledir ki cinayetlerin işlendiği mekânların, atmosfere oldukça etkisi vardır.

Kızıl Nehirler kitabı, gerek edebi yönü ile gerek kurmuş olduğu atmosfer ve cinayetlerin işlenme biçimi ile saygıyı hak edecek polisiye eserlerden birisidir.

Hatta kitaba yapılan yorumlar oldukça etkileyicidir. Kitaba gelen yorumlardan birisi şudur; ‘’Kuzuların Sessizliği’’ eserinden sonra yazılmış, en iyi gerilim kitabı. Bu yorumu hak ediyor mu bilemeyiz, ancak şu bir gerçek ki polisiye ürün geliştirmek ve yazmak oldukça zor bir iştir. Birbirinden farklı olayların, paralel olarak ilerlemesi ve tek bir gerçek etrafında birleştirilmesi, ciddi bir çaba ve zekâ gerektirmektedir.

Grange, bu iki özelliği de kendi üzerinde barındırmaktadır. Çabayı ve zekâyı, kitabın hemen her sayfasında görmeniz mümkündür. O soğuk mekânlarda ne kadar kaldığını, en ince ayrıntısına kadar anlattığı zaman fark edebiliyorsunuz.

Cinayetlerin işlenme biçimi ve kitabın sonunda, neden işlendiklerini kavradığınızda, zekâsının ne denli kuvvetli olduğunu da görebiliyorsunuz.

Velhasıl, polisiye için gerekli olan her şeyi kendisinde barındıran Grange, bu eseri ile ben geliyorum demiştir. Bu kitabıyla, ne kadar usta bir yazar olduğunu göstermektedir.

Kızıl Nehirler ve Seven Filmi

Kızıl Nehirler, kendi içerisinde bir alt yapı barındırmaktadır. Daha basit anlatmak gerekirse, şöyle anlatabiliriz; Kızıl Nehirler, geçmişte yazılmış veya yapılmış eserlerden etkilenmiş bir kitaptır. Bu kitabın değerini düşürmemektedir.

Yapılan tüm filmler ve yazılan tüm kitaplar, bir yerden esinlenilerek yazılmış veya yapılmıştır. Her türün, bir ilki vardır. Diğerleri, bu ilkten esinlenmiştir. Tarantino’nun deyimiyle ‘’çalmaktır’’

Godfather filmi bir mafya filmidir. Bu film bir ilki içinde barındırır. Bu filmden sonra yapılan tüm mafya filmleri, Baba filminden etkilenmiş veya esinlenilmiştir. Çünkü olay bu kadar basittir. Sınırsız bir yapı içerisinde değiliz. Yaşanan her olay belirli kurallar bağlıdır. Bu nedenle esinlenme kötü bir şey değildir. Aksine, oldukça zekice bir durumdur. Zira bir olaya bakıp, yüzlerce farklı ihtimalin olduğunu görmeye benzemektedir.

Kızıl Nehirler ve Seven filmi arasındaki bağlantı da bu kadar basittir. Seven filmi, bir taşlama filmidir. Vatikan’a dair ciddi eleştiriler barındırmaktadır. Cinayetlerin işlenme biçimi korkunçtur. İşlenen her cinayet, bir günahı temsil etmektedir. Bu günaha fazlasıyla dalan insanlar, daldıkları günahlardan dolayı öldürülür. İşlenen cinayetleri çözmek için, iki polis görevlendirilir. Oldukça trajik bir sonla film biter. İşlenen cinayetlerin, işlenme nedeni açığa çıkar. Film biter.

Seven filminde kullanılan şeylerden birisi de, yazılardır. Yazılar ile polislere belirli mesajlar verilir. Ancak verilen bu mesajlar, filmin yarısında anlaşılır. Bu ipucu kullanımı, binlerce filmde mevcuttur. Ancak farklı bir olay örgüsü içerisinde kullanıldığında, hiçbir şekilde sırıtmamakta, aksine beğenilmektedir. Hiç kimse, seven filmi araklamadır dememiştir.

Kızıl Nehirler kitabı da bu kategori de değerlendirilmelidir. İşlenen cinayetler benzerdir. Cinayetler üzerinden verilen mesajlar benzerdir. Kızıl Nehirler’de işlenen cinayetlerin sebebi ‘’7 büyük günah’’ değildir. Ancak duvar yazılarının kullanımı, acımasızlığın kullanım benzerliği oldukça belirgindir. Bu nedenle, Kızıl Nehirler çalıntı demek yerine, esinlenmenin olduğu bir kitaptır demekte yarar vardır.

Kızıl Nehirler Filmi

Jean Reno’nun başrolünde oynadığı film, kitap ile benzer bir şekilde ilerlemektedir. Ancak bir süre sonra, tıpkı diğer Grange kitaplarının uyarlaması gibi, benzerlikten sapılmaktadır. Eklenen birçok farklı yapı ile kitabın kalitesine yaklaşılmamaktadır.

Atmosfer kurma, cinayetlerin işlenme biçimi, seçilen oyuncular –Reno hariç- oldukça yetersiz kalmış diyebiliriz. Bunun sebebi sanıyoruz ki, kitaptan sapılmasıdır. Daha önceki yazılarımızda, Kurtlar İmparatorluğu hakkında da konuşmuştuk. Grange eseri olması ve film olarak uyarlanması bakımından, konumuzla büyük alakası vardır.

Kurtlar İmparatorluğu filminde de aynı durum söz konusuydu. Kitap ile film arasında dev bir uçurum mevcuttur. Bu uçurum, masraflardan kaçınmak için yapılan hareketlerden kaynaklanabilir. Bunu tam olarak bilemiyoruz. Ancak bir kitap uyarlaması yapılacaksa, yapılacak olan uyarlama kitap ile benzer olmak zorundadır. Ya da belirli isimlerin yaptığı gibi, kitap içerisinden farklı bir film çıkarır ve kitabı da geçersiniz.

Örnek olarak, Kuzuların Sessizliği filmi, kitabını geçmiştir diyebiliriz. Stanley Kubrick tarafından yapılan Cinnet filmi, Stephen King tarafından yazılan kitabı geçmiştir. Çünkü filmi yapan insanlar, kitabı yazan insanlardan daha kaliteli veya kitabı yazan kişi ile aynı düzeyde kimselerdir. Ancak Grange’ın talihsizliği, yazdığı kitapları, Fransız yönetmenlerin eline teslim etmesinden kaynaklanmaktadır. Daha doğrusu, kalitesiz yönetmenlerin eline bırakmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenledir ki kitap ile film arasında büyük bir fark vardır.

Elinize alır almaz bitirmek istediğiniz kitabın uyarlamasını izlediğinizde hemen kapatmak isteği gelmektedir. Çünkü sayfalarda gördüğünüz kaliteyi, ekranda göremiyorsunuz. Bu durum, kitaptan bile soğumanıza sebep olabilir.

Ancak, yapılan işe bir emek verildiğini de görmezlikten gelmemeliyiz. Kitabı beğenen kişilerin, filmi beğenmeyeceklerini söyleyebiliriz. Ancak boş bir zamanınız olduğunda, yapacak daha iyi bir işiniz bulunmadığında, oturup izleyebilirsiniz.

Kitabın içindeki duvar yazısıyla bitirelim.

“Biz efendileriz, biz köleleriz. Biz her yerdeyiz, hem de hiç bir yerde. Biz karar verenleriz. Kızıl Nehirlerin hâkimiyiz.”
trd

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

İlgili Makaleler

6 Yorum

  1. Çok güzel bir kitap. İnsanın okudukça okuyası geliyor. Tekrar bu kitabı hatırlattığınız için teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı