Kitap

Gülün Adı ve Ortaçağ Avrupa’sına Bir Yolculuk

Gülün Adı kitabını duymuşsunuzdur. Duymayanlar varsa da bu yazıyla beraber duyacaktır. Gülün Adı Umberto Eco tarafından kaleme alınmış ve 1980 yılında yayınlanmıştır. Yayınlandığı ilk günden itibaren büyük yankılar uyandırmış, farklı olay örgüsü ve farklı üslubuyla geniş çevrelerde yer bulmuştur.

Eco,ki kendisi gösterge bilim alanında büyük çalışmalar yapmış, bir çok farklı alanda eserler vermiş ve aldığı sayısız ödülle göçüp gitmiştir bu dünyadan. Vaktimiz olursa yazdığı diğer eserlere de burada yer vermeye gayret edeceğiz.

Sözü fazla uzatmadan konumuza girelim.

Gülün Adı çok katmanlı bir kitaptır.

Gülün Adı, İtalya’nın kuzey kısımlarında, etrafı sislerle kaplı yüksek bir tepenin üzerine inşa edilmiş,Papa ile dönemin kralı arasında yapılacak olan görüşmeye ev sahipliği yapan büyük bir Manastır’da cinayet işlenmiştir. Cinayetin neden ve nasıl işlendiği tam olarak çözülememiştir. Bu sırada uzun bir yolculuğa çıkmış olan sorgu rahibi William ve çömezi olan Adso Manastıra gelirler. William karakteri, tipik rahip karakterlerinden değildir. Öncelikle kilisenin uyguladığı birçok uygulamaya kendi içerisinde karşı çıkmaktadır. Katı kilise kurallarına karşı oldukça esnek bir rahiptir ve sorgulayan yanıyla Manastıra gelir gelmez tüm dikkatleri üzerine çeker. Çömezi Adso ile işlenen cinayeti araştırmaya koyulur ve macera başlar.

Vatikan ve Şirketleşme…

Dünya’da Hristiyanlık inancı yayılmaya başladığından beri,  en büyük şirket Vatikan’dır. O nedenle Ortaçağ Avrupa’sında en önemli unsur kilisedir. Kilise kesinlikle sorgulamaya müsait bir ortama izin vermemektedir. Rahiplerin üzerinde tartıştığı konular, genel itibariyle ‘’Bir iğnenin ucunda kaç melek vardır?’’ türevinden sorularla şekillenir. Kitap, dönemin rahiplerinin sorduğu bu soruları, içerisindeki bir bölümde eleştirel bir dille barındırmaktadır. Kilise bu tip sorular dışında kesinlikle sorgulamaya kapalıdır.

Böyle bir ortamda, sorgulayan bir rahip olan William gibi bir karakterin seçilmesi, yapılacak olan taşlama için önem arz etmektedir. Düşünün o dönemlerde kilise, bulunduğu bölgedeki halka karşı ‘’belirli yardımlar’’ yapmaktaydı. Örneğin; Kilisede yenilen yemeklerden arta kalan kemik, ekmek parçalarının halka dağıtılması. Bu yardımlar ile hal tahakküm altına alınıyor, dünya da çektikleri tüm sıkıntıların bir gün son bulacağı söyleniyor ve ayaklanmaları engelleniyordu. Eco, yapıtında bu tip uygulamaları detaylı olarak anlatmış ve Cennetten tapu satacak kadar ileriye giden kilise yapısını muhteşem bir dille taşlamıştır.

Kitabın İsmi…

Kitaptaki en önemli mekân kilise kütüphanesidir. Kütüphane, kilise içerisinde bulunan rahiplere dahi yasaktır. Bir kitabın alınması ancak kütüphane sorumlusu izin verirse mümkündür. Labirent gibi inşa edilen kütüphanede istenilen kitabı bulmak neredeyse imkânsızdır. Bu uygulama, kilisenin, bireyin bilgiye ulaşma konusunda önüne konulan bir engelden başka hiçbir şey değildir. Yazılmış, önceki yüzyıllara ait İnciller kesinlikle rahipler tarafından okunamazdı. Çünkü eski kaynaklardaki bir bilgi, elde bulunan bilgileri etkisiz hale getirebilir ve kilise tarafından ortaya atılan yalanlar gün yüzüne çıkabilirdi.

Eco bu ve benzeri onlarca olayı bir araya getirerek tarihi bir taşlama yapmanın yanında, muhteşem bir polisiye öyküye de imza atmıştır. Kullanılan üslup, mekânların, karakterlerin ruh hallerinin ve gerici düşüncelerin anlatımı muhteşem denilecek düzeydedir.

Eco,Gülün Adı isminden önce Manastırdaki Cinayet ismini düşünmüş, daha sonra bu düşüncesinden, okur sadece polisiye olaylara odaklanır düşüncesiyle vazgeçmiştir. Gül ismini, okuduğu bir şiirden esinlenerek bulmuş ve şöyle açıklamıştır; Çünkü gül, simgesel bir şeydir ve öylesine anlamlarla yüklüdür ki, neredeyse hiçbir anlamı yoktur. Gül, gizemlidir ve bir gül, güllerin yaşantılarını yaşamıştır; bir gül, sadece bir güldür.Bu nedenle kitabın ismi olarak Gülün Adı isminde karar kılmıştır.

Gelelim Gülün Adı Filmine.

Kitaptan bir sözle başlayalım.

Kuşku İnancın Düşmanıdır.

Gülün Adı filmi 1986 yılında yayınlanmıştır. Yönetmen koltuğunda Jean- Jacques Annaud otururken, başrollerinde rahip William karakterini canlandıran Sean Connery ve Adso karakterini canlandıran Christian Slater bulunmaktadır. Film, mekan ve atmosfer kullanımı açısından oldukça etkileyiciydi. Bunun yanında oyunculuklar –özellikle Sean Connery’nin oyunluğu- harikuladeydi.

Kitapta sıkça yapılan taşlama filmde de aynen uygulanmıştır. Dönemin feodal yapısı ve sınıflar arası farklılıklar oldukça etkileyici bir üslupla irdelenmiştir. Teknik bakımdan neredeyse hiçbir kusuru olmayan film, hak ettiği ilgiyi hiçbir zaman görememiştir. Kitapla mukayese edilecek olursa, film kitaptan birkaç sıklet aşağıda kalmasına rağmen, türünün en iyi örneklerinden birisi olmayı başarmıştır. Film çekildikten sonra Umberto Eco filmi beğenmemiş ve bir daha hiçbir kitabının filme dönüştürülmesine izin vermemeye karar vermiştir.

Bu muhteşem eseri mutlaka okumalı ve filmi mutlaka izlemelisiniz. ggggg link

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı