Siyaset ve Teori

Darbe: Türkiye’de Darbeler ve Muhtıralar Tarihi

Darbe ismi ile adlandırılan olaylar, ülkelerin tarihlerine yön veren, karanlık olayların yaşandığı durumlardır.

60 Darbesi

Bu gün Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan ilk darbe olan 60 Darbesi olarak bilinen, çok farklı olayların yaşandığı tarihlere gideceğiz. Amacımız, yaşanan olayların tamamını elimizden geldiğince objektif bir şekilde anlatmak, kafalardaki soru işaretlerini kaldırmaktır.

Darbe dediğimiz durum bir anda gerçekleşecek, tepeden inme bir durum değildir. Bunun bir alt yapısının bulunması gerekmektedir. Bu alt yapı, kimi zaman devlet eli ile –iktidarı ele geçirmek isteyen devlet kurumlarınca- kimi zaman ise dış müdahalelerle hazırlanır. Anlattığımız şekilde yaşanan darbe örneklerini ufak bir araştırma yaparak bulabilirsiniz. Bizler,  1960 yılında yaşanan darbeyi kronolojik olarak incelemeye gayret edeceğiz. Adnan Menderes’in siyasi hayatının başlangıcından, idamına kadar olan süreci anlatırken, birçok farklı kaynaktan yararlanmaya çalıştık.

Umuyoruz ki, gerçeklerin öğrenilmesinde, bir nebze olsun katkımız bulunur.

İlk Deneme

Cumhuriyet henüz kurulmuştu. Tek partili bir dönem söz konusuydu. Mustafa Kemal Atatürk bu durumu çok partili sisteme geçerek değiştirmek istemekteydi. Bunu yakın arkadaşlarıyla tartışıyor, yeni kurulmuş olan ülkede çok partili sistemin derhal yapılması gerektiğini savunmaktaydı. Tartıştığı grup içerisindeki birkaç kişi bu fikre karşı çıkmaktaydı. Cumhuriyetin henüz çok yeni olduğunu, çok partili bir sisteme geçişin belirli sorunları beraberinde getireceğine inanmaktaydılar. Bu nedenle Mustafa Kemal’e biraz beklemesi gerektiğini söylüyorlardı.

Darbe

Yapılan toplantıların sonucunda CHP dışında bir parti daha kurulma kararı alındı. Bu partiyi Mustafa Kemal’in silah arkadaşları kuracaktı. Kasım 1924 yılında Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet ve Rauf Beyler öncülüğünde Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Bu yapının bir tüzüğü vardı. Bu tüzükte dikkat çeken bir madde vardı. ‘’Dini inanca saygı duymak’’ bu madde, yeni kurulmuş bir devlet içerisinde, özellikle dini bir temel yerine, laiklik temeli üzerine inşa edilen bir devlette oldukça nahoş karşılandı. Çünkü parti açılırken, paşaların neredeyse tamamı dini meseleler ile ilgilenmeyeceklerine dair, Mustafa Kemal’e söz vermişlerdi. Ancak verilen sözler unutulmuş gibiydi.

Parti kuran paşaların tamamının birkaç ortak özelliği vardı. Bu insanlar halk tarafından bir kahraman olarak görülüyordu. Aralarında Mustafa Kemal’e Cumhuriyeti kurduğu için sinirli –daha doğrusu kırgın- olanlarda vardı. Paşalara göre, savaşlardan galip çıktıktan sonra, yeni bir devlet kurmak yerine, Osmanlı padişahına yurdu teslim etmek en doğru hareketti.

Paşaların bir diğer ortak özelliği ise dindar kimseler olmalarıydı. Bu nedenledir ki bir parti kurma taraftarı değillerdi. Ancak Mustafa Kemal’in ısrarları doğrultusunda bu kararı alırlar. Kasım 1924’te kurdukları parti, Cumhuriyetin ilk muhalefet partisiydi. Ömrü oldukça kısa olacaktı.

İlk Denemenin Sonu

1926 yılında herkesin bildiği gibi büyük olayların yaşandığı bir yıl oldu. Şeyh Sait olayları bu tarihin en büyük olaylarıydı. Bu olaylar çok uzun süre devam etti. Yeni Cumhuriyet neredeyse yıkılacak, ülke belki de parçalanacak veya rejim değişecekti. Ancak olaylar bastırıldı. Olayın sorumlusu olan kişiler idam edildi.

Ancak bu olayın daha derinlerinde, bilinmeyen bazı şeyler olduğu düşünülüyordu. Mustafa Kemal, bu olayın arkasında birilerinin olduğunu düşünmekteydi. Aklında olan isimler Terakki Perver’i kuran paşalardı. Bu paşaların dini hassasiyetlerinden ötürü bu olayları desteklediklerini düşünmekteydi. Birkaç yıl önce silah arkadaşı olan insanlar, bu olay yüzünden birbirlerinden kopmuşlardı. Karabekir idama mahkûm edilmişti. Ancak Karabekir gibi bir paşayı idam etmek o kadar kolay değildi.

Ordu içerisindeki bir grup bu karara oldukça sert bir tavır almıştı. Mustafa Kemal kararında inat etmekteydi. İsmet İnönü yanına sokuluyor ve ‘’Paşam bunu yapamayız’’ diyor. Neden diye soran gözleri karşısında bulduğunda, ‘’mevcut durumda yeterince güç kaybettik, Karabekir Paşa’yı asmanız ordu ile aranızdaki bağların gevşemesine yol açacaktır’’ diyor İsmet Paşa.

Bu durum biraz daha devam ediyor. İnönü, Mustafa Kemal’i ikna etmek için cebelleşiyor. Sonunda istediği şeyi gerçekleştiriyor. Karabekir’in öldürülmemesi gerektiğine inanmaya başlayan Mustafa Kemal, verdiği kararı geri alıyor.

Karabekir Yargılanıyor

Darbe

Karabekir mahkeme salonuna çıkarılıyor. Elleri bağlı. Arkasında bir takım subay bulunmakta. Mahkeme reisi Ali Çetinkaya, namı değer Kel Ali, subaylara oturmalarını işaret ediyor. Ancak subayların hiçbiri oturmuyor. Emir birkaç kez daha tekrarlanıyor. Ancak subaylar emre itaat etmiyor. Daha sonra Karabekir arkasını dönüyor ve subaylara oturmalarını işaret ediyor. Subayların tamamı emri alır almaz yerlerine oturuyorlar. Uçaklar havalanıyor, uçabildikleri en alçak noktada uçuyorlar. Her taraf kâğıtlarla doluyor. Kâğıtların üzerinde ‘’Karabekir Suçsuzdur’’ yazıyor.

Karabekir mahkemede beraat alıyor. Kendisi bir kahraman gibi karşılanıyor. Dışarı çıkar çıkmaz bir konuşma yapıyor ve halkı sakinleştirmek istediğini ifade ediyor. Ancak yaptığı konuşma etkili olmuyor ve olaylar çıkıyor.

Karabekir, ömrünün sonuna kadar Mustafa Kemal ile bir daha görüşemiyor.

Cumhuriyetin ilk çok partili döneme geçiş denemesi böylelikle başarısız oluyor. Bir zamanlar silah arkadaşı olan paşaların yolları ayrılıyor. Ancak bu ilk başarısız deneme girişimi, gelecek olan yeni denemelerin temelini atmaktan geri kalmıyor. (Daha detaylı bilgi için; Kazım Karabekir Anlatıyor- Uğur Mumcu)

İkinci Deneme ve Adnan Menderes

Darbe

Perver Fırkanın kapanmasının ardından dört yıl geçmişti. Mustafa Kemal, ölmeden önce çok partili sisteme geçmek niyetindeydi. Aynı dönemlerde dünya çapında dev bir kriz yaşanıyordu bu kriz her ülkeyi olduğu gibi, Türkiye’yi de etkilemişti. Halk tepkiliydi. CHP iktidarı bunaltmıştı. Halk yeni bir parti istemekteydi.

Ali Fethi Bey, Mustafa Kemal’in önerisiyle Serbest fırka adında bir parti kurdu. Bu partinin kurulmasının birkaç sebebi vardı. Halkın içinde bulunduğu durumu öngörüp, oluşabilecek bir halk ayaklanmasını engellemek en önemli sebepti.

Parti kurulur kurulmaz kadro açıklandı. Partiye sürekli olarak aynı çağrı yapılmaktaydı. İzmir’de bir teşkilatlanmaya gidilmesi istenmekteydi. Parti bunu gerçekleştireceğini söyleyerek İzmir’de bir miting yapmaya karar verdi. Bu miting Cumhuriyet tarihinin en büyük mitinglerinden birisiydi.

50.000 insan bir araya gelmiş, Serbest Fırkayı beklemekteydi. İnsanlar sloganlar atıyordu. Kurtar bizi… Bu mitinge gelenlerden birisi de, 1960 yılında Başbakan iken, yapılacak olan darbe ile makamından indirilen ve daha sonra asılan Adnan Menderes’ti.

Menderes o dönemlerde Çakır Beyli Çiftliğinin beyiydi. Üç bin dönümlük bir arsanın sahibiydi. Eşine siyasete girmeyeceğine dair söz vermişti. Ancak Ali Fethi Bey’in yaptığı ısrarlara dayanamayıp Serbest Fırka ile siyasete atıldı. Uzun bir hayatın ilk manevrası bu kararla yapılmıştı. Adnan Menderes Kimdir? Bu sorunun cevabını arayacak, yazının ilerleyen kısmında kendisi hakkında daha detaylı bilgiler vereceğiz.

Mecliste Kavga

Serbest Fırkanın İzmir Mitingi çok büyük tepkilere yol açmıştı. Zira halkın bu kadar büyük bir destek vereceği beklenmiyordu. Bu desteği arkasına alan Serbest Fırka mecliste bir kavganın fitilini ateşledi. CHP iktidarının almış olduğu kararların hatalı olduğunu söyleyen SF, alınan ve halk üzerinde baskı oluşturan kararların derhal geri alınması gerektiğini söyledi.

CHP ise mitingde çıkan olaylardan dolayı SF saflarını suçlu bulmaktaydı. Halkı galeyana sevk ettiklerini ve oluşacak bir halk ayaklanmasının sorumlusu olacaklarını söylemişlerdi. Mitingde olan olaylar –kurtar bizi söylemleri vs- Mustafa Kemal’i oldukça rahatsız etmişti. Kendisini her zaman tarafsız Cumhurbaşkanı olarak tanıtan Mustafa Kemal kürsüye çıkmış ve tarafını açıkça belli etmişti. CHP’nin kurucusu olduğu için, partisinin yanında saf tutan Mustafa Kemal, herkesi oldukça şaşırtmıştı. Bu kararın tek bir açıklaması vardı.

SF saf dışı bırakılmak isteniyor. SF kendi kendini lav etti. Yapılan ikinci deneme de böylelikle başarısız olmuştu. On beş yıllık tek parti dönemi başlamıştı.

Menderes Ankara’da

Serbest Fırka kapatıldıktan sonra Adnan Menderes, CHP Aydın İl Başkanı görevine getirildi. Fırkanın bir kısmı bu şekilde görevlendirilmişti. Böylelikle halkın geniş bir tepki verilmesinin önüne geçilirken, siyaset ile içli dışlı olan deneyimli kadro elemanları, politikada tutulmuştu.

Adnan Menderes’te bunlardan birisiydi. Memleketi Aydın’da görev yaparken daha rahat olacağından ötürü burada İl Başkanı yapılmıştı. Bu sıralarda umudu bir hayli kırılmıştı. Siyasete girerken kendine edindiği belirli amaçlar vardı. Ülke yönetiminde söz sahibi olmak istiyordu. Ancak siyasete atıldıktan çok kısa bir zaman sonra partisi kapatılmış ve söz sahibi olması yönünde kurduğu hayallerin tamamı çöpe gitmişti. Ancak her şey bir anda değişebiliyordu.

Bir miting düzenlenecekti. Mustafa Kemal, Aydın’a gelecekti. Ancak kurulan planlar arasında Aydın İl Başkanlığına gitmek gibi bir plan yoktu. Mustafa Kemal, Aydın’a gelecek, miting düzenlenecek ve Ankara’ya geri dönülecekti. Ancak bir kahve içmek bahanesiyle, beş dakikalığına İl Başkanlığına gitme fikri ortaya atıldı ve kabul gördü. Mustafa Kemal burada Menderes ile tanıştı.

Beş dakika diye gelinen yerde tam dört saat kalındı. Menderes ile dünya ve ülke gündemi üzerine geçen dört saatin ardından Mustafa Kemal olduğu yerden kalktı, Menderes’i öven birkaç cümle kurdu. Birkaç ay sonra Ankara’da Menderes’i önerecekti. Menderes milletvekili adaylığını koydu. Seçildi. Seçilir seçilmez Ankara’ya geldi. Bir daha asla kalıcı olarak dönemeyecekti.

İlk Yıllar

Menderes, mecliste en arka sıralarda otururdu. Oldukça silik bir karakteri vardı. Konuşmaktan oldukça çekinirdi. Siyasete dair bir şeyler öğrenmek istiyordu. Bu nedenle vekilken tekrar kayıt yaptırdı ve talebe oldu. Siyaset eğitimi alacak ve böylelikle üzerindeki bu utanma hissini atabilecekti. En azından kendi düşüncesi böyleydi.

Yıllar ilerlemişti. Artık dünya çok farklı bir dünyaydı. Almanya’da, İtalya’da faşizm doğmuştu. Dünya faşizm pençesi altında bir savaşa doğru gitmekteydi. Bu konu üzerine kafa yoranlardan birisi de Menderes’ti. İlişkiler geliştirmeli ve gelecek olan savaştan kaçınılmalıydı. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü kavga etmişlerdi. Baya sert bir kavga idi. Asansörde yapılan kavgada nelerin olduğu tam olarak belli değil, ancak bir iki tane yumruk atıldığına dair söylentiler mevcut.

İnönü asansörden çıktığında artık başbakan değildi. İkili arasında geçen bu gelişme bir daha bir araya gelmelerini engelleyecekti. İnönü’nün en büyük rakibi olan Celal Bayar Başbakan olmuştu.

11 Kasım 1938 günü meclis olağan dışı bir şekilde toplandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ölmüştü. Acil olarak bir lider seçilmeliydi. Sabah saatlerinde başlayan görüşme uzun saatler sürdü.

İsmet İnönü’nün kızı olan Özden Toker şöyle anlatıyor; ‘’Babam o gün oldukça heyecanlıydı, beni yanına çağırdı. Yavrucuğum artık başka bir evde oturacağız. Artık bir Cumhurbaşkanının kızısın.’’

İnönü Cumhurbaşkanı olarak seçilmişti. Yapacağı birçok değişiklik vardı. Türkiye daha önce hiç görmediği şeyleri görmeye hazırlanıyordu.

Meclis Kürsüsünde

İnönü oldukça şık bir kıyafetle meclis kürsüsüne yöneldi. Yeminini ettikten sonra meclise döndü ve yapacağı veya yapmak istediği şeyleri söyledi.

Celal Bayar ile aralarında geçmişten gelen bir rekabet mevcuttu. Birbirlerinden pek haz etmemekteydiler. Ancak seçilir seçilmez ilk görevi Celal Bayar’ı görevden almak olmadı. Bayar, üç ay daha başbakan olarak görev yaptı. Daha sonra istifa etti. Çünkü ikisi de biliyorlardı ki birbirleriyle anlaşmaları mümkün değildi. Bu istifanın ardından çok daha büyük olaylar yaşanacak ve İnönü ile Bayar onlarca defa daha karşı karşıya gelecekti. Ancak bunun öncesinde çok daha farklı şeylerin yaşanması bekleniyordu.

1938 yılının ilk CHP kongresinde çok farklı kararlar alındı. İnönü gücü tamamen elinde tutmak ve tek bir merkezden rahatça direktifte bulunmak için belirli özel yetkiler istemekteydi. İlk kongrede kendisini ‘’Değişmez Başkan’’ olarak seçtirdi. Almış olduğu bu kararla, önüne geçebilecek tüm muhalif sesleri daha başlamadan kesmeyi amaçlayan İnönü, bunu birkaç yıl devam ettirecek ve istediğini alacaktı.

Darbe

İnönü’ye bağlılık metnini okuyan ve yeni kararları duyuran kişi, birkaç yıl sonra rakibi olacak ve İnönü’nün görmüş olduğu en büyük muhaliflerden biri olan Menderes’ten başkası değildi.

Savaş

Yıllardır korkuyla beklenen şey gerçeklemiş ve insanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük savaş başlamıştı. Bu savaşta kimse güvende değildi. Bütün iktidarların ve ülkelerin değişme ihtimali vardı. Genç bir Cumhuriyetin savaşa girmesi yıkımdan başka bir şey olmayacak, alınan darbe uzun zaman atlatılamayacaktı.

İnönü savaş zamanında bir korku simgesine dönüştü. Eleştirilemez bir hal aldı. Çünkü tek söz sahibi kendisi olmuştu. Ordu kendisine bağlıydı. Halk oldukça zayıflamaya ve mırıldanmaya başlamıştı. Ancak İnönü’ye karşı söz söyleyebilecek birisi yoktu. Gazetelerin tamamı İnönü’nün elindeydi. Gazeteler İnönü propagandası yapıyor, yapılan en ufak hareket bile manşetlere taşınıyordu.

Gazeteci Metin Toker –ki İnönü’nün damadıdır- şöyle anlatıyor; ‘’İnönü’nün gelmiş olduğu konum o denli güçlüydü ki kimse sesini çıkaramıyor, tüm gazeteler susuyordu. İnönü’nün oğlunun aldığı uçuş belgesi, mecliste tebrik edilir hale gelmişti.’’

Bu dönemde İnönü ve iktidarını eleştirecek olan gruptan belirli kıpırtı sesleri gelmekteydi. Celal Bayar’ın evi bir muhalif karargâhına dönüşmüştü. Ülke meseleleri üzerine toplantılar yapılıyordu. Bayar’ın evine sürekli olarak gelen üç kişi vardı. Bunlar; Fuad Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan’dı.

Bu dörtlü uzun uzun tartışıyordu. Amaçları bu gidişata dur demek ve değişimi başlatmaktı. Olanlar ise çok farklı olacaktı.

Sesler Yükseliyor

1944 yılında, bir vekil meclis kürsüsüne çıktı. İnönü ve uyguladığı politikaları eleştirmeye, deyim yerindeyse ‘’topa tutmaya’’ başladı. Ülkenin korku ve diktatörlük ile yönetildiğini söyledi. Bu ilk kez yaşanıyordu ve İnönü böyle bir şeyi beklemiyordu. İlk sesler çıkmaya başlamıştı.

Savaş bitti. Dünyadaki tüm ülkeler rahat bir nefes aldı. Savaşta denge politikası uygulayan Türkiye ise nefesini en rahat alan ülkeydi. Çünkü yıllar süren savaşta, bir yanda faşizm bir yanda komünizm korkusu vardı. Bu iki güç arasında denge kurmak ise en gücüydü. Ancak savaş bitmişti.

Savaş bitmişti ancak tehlike devam ediyordu. Aynı yıl Stalin ‘’Saldırmazlık Anlaşmasını’’ tek taraflı olarak feshetti. Bu şu demekti. Rusya Türkiye’de bir komünist rejim istiyordu ve gözüne kestirdiği ilk hedef Türkiye idi.

Bu tek taraflı karardan sonra Türkiye batıya doğru bir hamle etmeye karar verdi. İnönü, ülkeyi batıya uygun dizayn etmeye başlayacaktı. Bunun için çok partili sistemin kurulması gerektiğinin farkındaydı. Hemen basın önünde bir açıklama yaparak bunun geleceğini söyledi. Aynı dönem toprak reformları ile ilgili bir konu gündemdeydi. İnönü toprak ağalarının elinde bulunan toprakların çok fazla olduğunu, bu toprakların bir kısmına devletin el koyması gerektiğini düşünmekteydi. Bu konuyu mecliste tartışmaya sundu.

Mecliste bulunan birçok ‘’toprak ağası’’ vardı. Bu teklif oldukça nahoş bir şekilde karşılandı. Bir toprak ağası kürsüye çıktı. Elinde kalın bir dosya vardı. Bu bir faşizm örneğidir diye bağırmaya başladı. Meclis kürsüsüne ilk defa kendi isteği ile çıkmıştı. Bu yapılamaz, bunu ancak Hitler Almanya’sında görebilirsiniz diye devam eden konuşma bittiğinde, vekil kürsüden indi. Daha önce oldukça sessiz olan ve hiç konuşmayan Menderes, ilk kez topraklarının elinden alınacağı korkusundan dolayı kürsüye çıkmıştı. İndiğinde yıldızı çoktan parlamıştı.

Dörtlü Takrir

Yaşanan bu sıkıntıların ardından, meclise bir metin sunuldu. Bu metinde meclisin denetlenmesi ve şartların düzeltilmesi talep ediliyordu. Metnin altında dört ismin imzası vardı. Bunlar; Bayar, Köprülü, Koraltan ve Menderes’ti. İnönü bu metne oldukça sinirlendi. Karşımızda olmak istiyorsanız bir parti ile olun diye meydan okudu. Metni tartışan meclis, Köprülü ve Menderes’i partiden ihraç etti. Bu Bayar’a bir mesaj vermekteydi. Bir hafta sonra Celal Bayar’da milletvekilliği görevinden istifa etti. Bu bir temel atma töreni olarak kabul edilebilir. Kısa bir zaman sonra bir parti kurulacaktı. Bu parti darbe ile sindirilecek olan Demokrat Partiydi.

Dörtlü bir araya geldi. Yapılan uzun tartışmaların ardından lider olarak Bayar seçildi. Bayar deneyimli bir adamdı. Siyaset ile içli dışlıydı. Bu nedenle hak ettiği düşünülüyordu. Parti İnönü ile görüştü. İnönü belirli şartlar istedi. Bu şartlardan birincisi ‘’Laikliğe uygun olunacak ve dini herhangi bir tutumdan kaçınacaksınız’’ şartıydı. DP bunu kabul etti ve parti bir tüzük hazırladı. Türkiye’de yaşayan her vatandaşa daha özgür ve daha refah bir alan vaat ediliyordu.

Darbe

Demokrat Parti’ye ilgi oldukça yoğundu. Mitinglere oldukça yoğun bir iştirak söz konusuydu. Bu durum CHP’yi oldukça tedirgin etmekteydi.

Olağanüstü Kongre

CHP, DP’ye karşı belirli önlemler almak niyetindeydi. Bu önlemler şu şekildeydi; Öğrencilere örgütlenme hakkı, basın suçlarına af, köylüden alınan vergilerin azaltılması. Ancak bu kararlar, oldukça geç alınan kararlardı. Daha sonrasında gelişen olaylar ise daha farklıydı. CHP acilen toplanma kararı aldı. İnönü’ye verilen ‘’Değişmez Başkan’’ unvanı, yine İnönü’nün isteği ile kaldırıldı. Bu kararın ardından, erken seçim kararı alındı. İnönü, almış olduğu bu kararla DP’yi oldukça güç durumda bırakmıştı. Seçimlere hazır olmayan DP zor zamanlar geçirmekteydi.

Ancak beklenilenin aksine durumlar gelişmekteydi. İnsanlar mitinglere resmen akın ediyordu. İnsanlar Demokrat Parti’yi bir kahraman olarak görüyordu. Yoğun geçen tek partili dönem, insanları yıldırmıştı. Bu yeni bir kana ihtiyaç olduğunu gösteriyordu. Halktan gördüğü desteğin ardından DP çalışmaları hızlandırdı. Mehmet Ali Aybar gibi isimler davet ediliyordu.

İnönü’nün iktidarı döneminde oldukça farklı olaylar meydana gelmişti. Bu olaylardan birisi de, Mareşal Fevzi Çakmak’ın görevden alınmasıydı. Genel Kurmay Başkanı olan Çakmak, görevden alınmasından sonra İnönü’ye darılmıştı. CHP’de vekillik teklifini reddetmişti. Ardından gelen DP vekilliği teklifini kabul etmişti. Bu dönemlerde Fevzi Çakmak’ın bir darbe hazırlığında olduğu, ancak darbe fikrinden DP’li kişiler tarafından vazgeçirildiği, bu nedenle darbe yapılmadığı söylenmektedir. Çakmak, DP’nin en önemli silahıydı.

Seçim

Seçim günü gelip çatmıştı. Ancak hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Sandıklar çalınıyor ve yerine yenileri ekleniyordu. Seçim sandıklarının başında askerler vardı. Askerler CHP dışında verilen oylara ciddi tepkilerde bulunuyorlardı. Oylar açık kullanıldığı için, insanlar ürkerek oy kullanıyorlardı. Seçim sonuçları açıklandığında DP kaybetmişti. DP bu durumdan dolayı İnönü’yü suçluyordu. İnönü tarafından sandıkların çalınma emrinin verildiğini söylüyorlardı. Bundan sonraki yıllarda propaganda malzemesi olarak kullandıkları bir kazanım elde etmişlerdi.

5 Ağustos 1946 günü ilk çok partili meclis toplandı. Bu toplantının ilk gündemi Cumhurbaşkanı seçimiydi. İki aday vardı. CHP’nin adayı İnönü’ydü. DP’nin adayı ise Çakmak’tı. İkili arasında yapılan seçimi İnönü kazandı.

Bu günlerden sonra ciddi bir gerilim dolu bir hava oluştu. Mecliste yoğun tartışmalar geçiyordu. İnsanlar CHP iktidarından oldukça rahatsız olmaya başlamıştı. Artık CHP istenmiyordu. 23 yıllık iktidarın vermiş olduğu bir bıkkınlık vardı. Özellikle Monarşilerde yaşanan bu tutum, yirmi üç yıl sonra kendisini Cumhuriyette de göstermişti. Padişah bir karar aldığında, bu karardan ötürü suçlanan kişi veziri olurdu. Bu dönemde de Başbakan suçlanıyordu. O nedenle İnönü’nün yapabileceği pek az şey vardı. Bu nedenle İnönü, dönemin Başbakanını görevden aldı. Yerine Recep Peker’i getirdi.

Peker, oldukça asabi bir adamdı. Aldığı tedbirler o denli sertti ki mecliste bir patlama olması kaçınılmazdı. Alınan kararların eleştirilmesi karşısında Peker’in vermiş olduğu tepkiler, almış olduğu kararlardan daha sertti.

Hakaret

Mecliste bütçe görüşmesi yapılmaktadır. Adnan Menderes kürsüye çıkar ve hazırladığı metni okur. Konuşması DP vekilleri tarafından alkışlanır. Mecliste sloganlar bile atılır. Menderes kürsüden iner. Ardından kürsüye çıkan isim Recep Peker’dir. Peker’in kürsüye çıkmasının sebebi Menderes’e cevap vermek istemesidir. Ancak Peker, Menderes’ten ‘’bir psikopat’’ diye bahsedince olaylar büyür. Menderes ciddi bir karşılık verir. DP’li vekiller meclisi terk eder.

Aracı olan insanlar kendilerine gönderilir. Meclise geri dönmeleri istenir. Ancak DP geri dönmemek konusunda kararlıdır. DP belirli kararlar alır. Kongreler düzenleyecek ve hükümeti bu kongrelerde eleştireceklerdir. Yanlış gördükleri, eksik gördükleri şeyleri tartışacaklar ve çözüm bulmaya çalışacaklardır. 23 yıllık iktidara olan hırslarını ve içlerinde biriktirdiklerini bu kongrelerde dökeceklerdi.

İlk kongre toplandı. Bin delege bu kongreye iştirak etti. Bin delegenin tamamı, günlerce süren toplantılarda içlerini döktüler. Hükümeti yerden yere vurdular. Daha sonraki aşamada genel başkanlık seçimi yapıldı. Celal Bayar, uzun yıllar sürdüreceği Genel Başkanlık görevine getirildi. Daha sonra tartışmalar ve fikir alışverişleri devam etti. Osman Bölükbaşı söz isteyerek ayağa kalktı. İsmet İnönü hakkında hazırlamış olduğu bir konuşması olduğunu ve bunu yapmak istediğini söyledi. Kürsüye çıktı ve konuşmasını okudu. Bu konuşma sırasında İsmet İnönü hakkında Kızıl Sultan ifadesini kullandı. İnönü bu kongrede olan konuşmaların tamamının bilgisine bir şekilde sahip oldu. CHP için bir tehdit oluştuğunu ifade etti. Yapacağı tek bir şey vardı. Aracı olup çözüm bulmak.

İnönü DP’li vekilleri geri dönmeye ikna etmek niyetindeydi.

Darbe

İnönü öncelikli olarak Bayar ile görüştü. Geri dönmelerini rica etti. Peker ile bir uzlaşma yapılabileceğini söyledi. Bu nedenle Bayar ve Peker bir araya geldiler. İnönü bu görüşmeden önce Genel Başkanlık görevini devretti. Daha sonra görüşme gerçekleşti. İnönü bir beyanname hazırladı. Bu beyanname ile birlikte, muhalefet teminat altına alındı. Gerilim biraz olsun düştü. Daha sonra Recep Peker görevden alındı. Yerine, Peker’den daha yumuşak olan Hasan Saka getirildi.

Kırılma

Peker’in görevden el çektirilmesinden sonra, daha önce görülmemiş şeyler yaşandı. İnönü DP’den bir vekili, CHP’den bir vekili ve ailelerini alarak Beyaz Trenle bir yolculuğa çıktı. Bu yolculuk ‘’siyasi balayı’’ olarak adlandırılacaktı. Bu yolculuğun temel amacı şuydu; Partiler arasındaki uzlaşmayı sağlamak…

Bu yolculuğun ardından DP cephesinden bir takım sesler çıktı. Celal Bayar suçlandı. Suçlanma gerekçesi şuydu; Atılan adımlar gösteriyordu ki Bayar CHP’ye haddinden fazla ödün vermişti. Bu sebeple partinin kurulma amaçlarını ihlal etmişti. Bu sesler Bayar’ı oldukça rahatsız etti. Rahatsız olduğu kişileri partiden tasfiye etti. Partiden ayrılanlardan birisi de Fevzi Çakmak’tı. Çakmak, Bayar ile ciddi bir tartışma yaşadı. İkili birbirlerini suçladı. Daha sonra Fevzi Çakmak, bir daha görüşmemek üzere partiden ayrıldı. Partiden ihraç edilen diğer üyelerle birlikte Millet Partisini kuracak ve siyasi hayatına bu yolla devam edecekti. Ancak hiçbir şey beklediği gibi olmayacaktı.

Ölümler ve Seçim

1950 yılına gelindiğinde iki ölüm peş peşe geldi. Eski Başbakan Recep Peker 1 Nisan 1950 yılında, Fevzi Çakmak ise 10 Nisan 1950 yılında hayatını kaybetti. Peker oldukça sessiz bir törenle defnedildi. Ancak Fevzi Çakmak’ın cenazesi oldukça büyük bir törenle gerçekleştirildi. Halktan cenazeye katılımı bir hayli fazlaydı. Olaylar çıktı. Ancak kontrol altına alınması uzun sürmedi. Seçimler oldukça yakındı.

Darbe

Ölümlerin tamamı unutulmuş ve seçim günü gelmişti. Seçim de belirli değişiklikler vardı. Bu değişikliklerden birisi şuydu; Gizli oylama ilk kez yapılacaktı. İsmet İnönü oldukça umutluydu. Bu seçimi kazanacaklarından neredeyse emindi. Seçim öncesi mitinglere katılım oldukça fazlaydı. Seçim günü yavaş yavaş geliyordu.

Seçime katılım %89’du. 8 milyon seçmen seçime katılmıştı. Bu oldukça büyük bir rakamdı. İlk sonuçları duyan İsmet İnönü odasında gezinmeye başlamıştı. Sürekli sigara içiyordu. Çünkü gelen seçimler CHP’nin kaybettiğine dair bilgilerdi. Gece yarısı olduğunda her şey netleşmişti. İnönü durumu kabullenmiş ve gülme krizine girmişti. Yaşananların gerçek olduğuna inanamıyordu.

Gazeteciler ne yapacakları konusunda hiçbir fikre sahip değillerdi. Nasıl başlık atacaklarını, 27 yıllık iktidarın devrildiğini nasıl anlatacaklarını bilmiyorlardı.

Adnan Menderes haberi Fuad Köprülü’den aldı. Seçimi DP kazanmıştı. %53 oy alarak 27 yıllık CHP İktidarını devirmişlerdi. 487 vekilden 408’ini DP alacaktı. CHP ise 69 vekil ile yetinecekti. Seçimin ertesinde gazetelerde tek bir manşet vardı. CHP, iktidarı devrediyor… Seçimi DP kazanmıştı. Ancak her şey tam olarak bitmemişti.

Telgraf

DP ezici bir çoğunluk ile kazanmıştı. Uzun iktidarların tamamında belirli ortak noktalar vardır. İktidar sahiplerini öven bir grup her daim vardır. Seçimin yapıldığı gün İnönü’ye onlarca telgraf geldi. Bu telgrafların ortak mesajı şuydu; Yeşil ışık yakmanız durumunda müdahale edebilir, DP’nin görev başına gelmesini engelleyebiliriz. Bu telgraflar komutanlardan gelmekteydi.

Darbe fikri, ordu içerisinde bir ikilik oluşturmuştu. Bir grup CHP iktidarının devamını istiyor, diğer grup ise yeni kurulacak olan DP iktidarını istiyordu. Bir müdahale denemesi vuku bulursa, iki grup savaşacaktı. Ancak müdahaleye kalkışan olmamıştı

Demokrat Parti, seçimi kazandığı ilk gün, darbe ile yüz yüze gelmişti. İktidar kurulmadan, ilk emirler verilmeden darbe fikrinin ortaya atılmasını hiçbir zaman unutmayacaklardı.

Yeni İktidar

DP kazanmıştı. Yeni yönetim oluşturulmalıydı. Bayar ile İnönü iktidarın gecikmeli olarak devredilmesi konusunda anlaştılar. Bu şu demekti; İnönü bir süre daha görevinde kalacak, Bayar istediği kişileri seçecek, daha sonra iktidar el değiştirecekti.

Köşke kimin çıkacağı merak konusuydu. Bir toplantı düzenlendi. Genel Başkan olan Celal Bayar, köşke çıkacak olan kişi olarak seçildi. Başbakanın kim olacağı merak konusuydu. Adnan Menderes, Fuad Köprülü ismini önerdi. Bayar bunu kabul etmedi ve Başbakan olarak görmek istediği kişinin Menderes olduğunu söyledi.

CHP son kez toplandı. Vedalaşmalar yaşandı. İnönü köşkten ayrıldı ve kendi evine geçti. Refik Koraltan Meclis Başkanı seçildi. Daha sonra Bayar Cumhurbaşkanı, Menderes Başbakan olarak seçildi. Menderes, ilk kabineyi oluşturdu. Kabineye seçilen kişilerin çoğu beğenilmedi. Vekiller ile kabine arasında ciddi tartışmalar yaşandı. İlk günden tartışmaların başlaması, Bayar’ı endişelendirdi.

Menderes ilk konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. 27 yıllık CHP iktidarını eleştirdi. Halkın kabul ettiği değişimlere dokunulmayacağını söyledi. Bu belirli şeylerin değişebileceği anlamına geliyordu. Türkiye değişimlere gebeydi. İlk gün bitti. Menderes, akşam olduğunda bir haber aldı. Genel Kurmay Başkanı dahil, ordunun üst kademesi bir darbe hazırlığı içerisindeydi. Darbe tehdidi ile karşı karşıya kalan Menderes kararını verdi. Genel Kurmay Başkanını görevden aldı. Tehlike geçmişti. Ancak ordu huzursuzdu.

Üçlü Sistem

DP kendi içerisinde bir sistem oluşturdu. Bu sistem üçe ayrılıyordu. Üçlü yönetim mevcuttu. Biri köşkte olan Bayar, diğeri Menderes kabinesi ve DP vekilleri… Bu üç grup arasında, uzun yıllar sürecek bir savaş başlamıştı. Her grup, gücü kendi elinde tutmak istiyordu. Celal Bayar önde olmak istiyordu. Tüm gücü kendi elinde tutmak ve istediği gibi yönlendirmek istiyordu. Ancak karşısında duran kişi Menderes’ti. Güç köşkten Menderes’e doğru kayıyordu.

İlk değişimler geliyordu.

1932 yılında Mustafa Kemal’in çıkarmış olduğu bir yasa ile ezan Türkçe olarak okunmaya başlandı. Adnan Menderes bu durumu değiştirmek istiyordu. Ezanın Arapça olarak okunması gerektiğini söylüyordu.

Ramazan ayına yetişmeden, ezanın Arapça olarak okutulmasını istiyordu. Ancak Bayar bu durumu biraz yavaştan alıyordu. Adnan Menderes, istediğinin gerçekleşmediğini görünce istifa etti. Biraz dinlenmek üzere Ankara’dan ayrıldı. Bayar kendisini geri çağırdı. Aracılar gönderildi. Menderes ikna edildi. Ankara’ya dönen Menderes’i havaalanında Celal Bayar bizzat karşıladı. İkili barışmış, ezan Arapça olarak okutulmuştu.

darbe

Bu durum CHP ve ordu içindeki Kemalist grupta huzursuzluk oluşturdu. CHP, mecliste sürekli olarak bu kararı eleştiriyor. DP geri adım atmıyordu.

Bu kararın sindirilmesinden sonra, sıra İnönü’ye gelmişti. İnönü’nün fotoğrafı paralardan çıkartıldı. CHP’nin başında olduğu dönem sürekli olarak eleştirildi.

CHP kongresi toplandı. İnönü yeniden Genel Başkan olarak seçildi. Bunun akabinde seçimlerin neden kaybedildiği konusunda bir fikir alışverişi başladı. CHP’nin halka inememesi, kaybedişin sebebi olarak görüldü. Değişimler yapıldı. Anadolu’ya gezilere çıkıldı. Muhalefet hazırdı.

Yıllar sürecek olan bir savaş başlıyordu. Gerek Türkiye’de, gerek dünyada. Her şey bir değişim içerisindeydi. Her iktidar, koltuğunu kanla sağlamlaştırıyordu. Darbe ile gidecek yönetim, batıya doğru yapacağı hareketleri düşünüyordu. İlk hareketi yapmıştı. Yeni bir savaş başlıyordu.

Kore Savaşı

Darbe

25 Haziran 1950 yılında Kore’de savaş başladı. Menderes, batıyla yakın ilişkiler kurmak niyetindeydi. Bunu NATO’ya girmekle yapabileceğine inanmaktaydı. Kore Savaşını bir fırsat olarak gören Menderes, hemen diplomatik ilişkiler kurmaya başladı. Anlaşmalar sağlandı. Türkiye ordu verecek, üyelik alacaktı. 4500 kişilik tugay General Tahsin Yazıcı komutasında Kore’ye gönderildi. Yüzlerce kişinin ölümü, yüzlercesinin esir düştüğü, yüzlercesinin yaralanması NATO’ya üyelik için vizeydi.

Üyeliğin ardından Marshall Yardımı alındı. Alınan yardımla, karayolu yapıldı. Tarım için binlerce traktör alındı. Tarıma yönlendirmeler başladı. Bu gelişmelerin ardından alınan yardım bitti. Geriye tek bir şey kalıyordu, Dünya Banka’sından yardım istemek…

Dünya Bankası’ndan 40 milyon dolar yardım istendi. Ancak bu para verilmedi. Başkan Truman’ın araya girmesiyle birlikte 25 milyon dolarlık bir yardım verilmesi kararlaştırıldı. Alınan bu parayla Seyhan Barajı yapılacaktı. Projeyi yürütmesi için seçilen kişi Süleyman Demirel’di. Türkiye sürekli olarak yatırımlarla meşguldü. Petrol çıkarma işine giren DP, yabancı şirketler ile anlaştı. Türkiye attığı her adımda ABD’li diplomat George C. McGhee’ye danışıyordu.

Tüm bunların yapılmasının tek bir sebebi vardı. Türkiye ordu vermiş, karşılığında bunları almıştı. İlerleyen yıllarda NATO üsleri kurulacak, ABD’li askerler TSK mensubu askerleri yetiştirmeye başlayacaktı. ABD’li bir çavuş, bir binbaşıya emir verebilecekti. Bu gelişmeler, darbenin yapılması için birer bahane olacaktı.

Bu hamleler halk üzerinde etkili olacak, yapılan yerel seçimleri de DP kazanacaktı. 600 belediyenin 560’ını DP alacaktı. Gücü eline geçiren her iktidar, bir süre sonra halklarına zulmetmeye başlar. İktidar devrildiğinde ise, adalet istemeye başlar.

CHP İktisabı

Darbe

DP, CHP’nin 27 yıllık iktidarı sürecinde birçok mala haksız yere el koyduğunu söyledi. Bu nedenle, malların hazineye devredilmesini istedi. CHP bu duruma oldukça karşı çıktı. İşler çığırından çıkma noktasına gelmişti. İnönü ile Menderes mecliste atıştılar. Çok ciddi bir tartışma yaşandı. Akabinde alınan karar iplerin iyice gerilmesine yol açtı. CHP’nin Ulus gazetesi de dahil olmak üzere bütün mallarına el konulacaktı.

İki parti arasında olan gerilim Mustafa Kemal’in kabrinin Anıtkabir’e taşındığı günde bile gerilim sürüyordu.

1954

Bu yılda seçim yapılacaktı. Mitingler yapılmaya başlanmış, propaganda konuları belirlenmişti. DP’nin propagandası şuydu; Kalkındık. CHP’nin propagandası ise ‘’Mağduruz’’ idi. Bu iki konu üzerine mitingler düzenlendi. Hararetli geçen dört yılın ardından DP’nin umudu bir hayli yüksekti. CHP ise biraz daha rahattı. Halka inebildiğini düşünmüş, bu nedenle yeniden seçileceğine inanmaktaydı. Seçim günü gelip çatmıştı.

DP %56 gibi bir oran ile yeniden iktidar oldu. Bu CHP için bir yıkım demekti. DP hemen yeni yatırımlara yöneldi. Menderes ABD’ye gitti. Yardım talep etti. Sovyetleri kötüledi. Türkiye’nin Sovyetlere yakınlaşmasının iyi olmayacağını dile getirerek 300 milyon dolarlık bir yardım talebinde bulundu. Bu yardım talebi reddedildi. Gerekçesi şuydu; Çok hızlı yatırım yapmak. Ankara’da bulunan Dünya Bankası sefiri ‘’Türkiye’ye yardım yapılmasının uygun olmayacağını, yakın zamanda Türkiye’nin batacağını’’ söylemesi, yardımın yapılmamasının asıl sebebiydi. 30 milyon dolarlık bir hibe ile Türkiye’ye dönen Menderes oldukça sinirliydi.

Malatya bölünerek ikinci bir il çıkarıldı. Adıyaman ismini aldı. Kırşehir ilçe olarak değiştirildi. Basına ciddi baskılar yapılmaya ve cezalar kesilmeye başlandı.

Bunlar, Menderes’in sinirinin dışavurumuydu. Ancak her şey bitmemişti. Menderes, ordu içerisindeki yargı sistemini de değiştirmek istiyordu. Askeri yargı sisteminin kaldırılarak, tek bir sivil yargının oluşturulmasını istemekteydi. Ancak ordu bu kararı hiç beğenmedi. Ordu içinde bir kaynama başladı. Komutanların bir kısmı ihtilal yapılması gerektiğine inanmaya başladı. Darbenin sesleri yavaş yavaş artıyor, Menderes kulak tıkıyordu. Milli Savunma Bakanı görevden alındı. Seyfi Kurtbek Milli Savunma Bakanı olarak atandı. Bu işleri daha kötü bir hale getirdi. Kurtbek binbaşıydı. Binbaşı olan birinin, generallerin üzerine çıkarılması kabul edilemezdi. Gelen tepkiler üzerine Kurtbek görevden alındı. Menderes, orduya dokunamıyordu.

Örgütlenme

Ordu içerisindeki iki binbaşı bir örgüt kurdular. Bu örgütün amacı ihtilal yapmaktı. Ancak aynı anda İstanbul’da da bir yapı oluşturuluyordu. Bu yapının teşkilatlanma biçimi şu şekildeydi; Toplantı yerleri dışında, hiçbir asker, diğerini tanımayacaktı. Belirli şifreler oluşturuldu. Bu şiflerin her birinin farklı anlamları vardı.

Bu ve bunun gibi farklı gelenekler etrafında birleştiler. İşin garip yönü şuydu; İki binbaşı, bir hareket düzenlemek için bir araya geliyor. Aynı anda, başka bir şehirde, habersiz, darbe yapılmalı gibi bir hisse kapılarak yeni bir örgüt kuruluyor. Birileri gizlice yönlendiriyor, her şeyi koordine ediyor gibiydi. Örgütlenme, kontrol altında tutuluyordu.

Yapı oluşturulduktan sonra bir lider arayışına girişildi. Dünya genelinde gelişen tüm ihtilallerde, tüm hareketler, savaşlarda, barışlarda ve darbelerde, bir lider vardır. Yazılı olmayan belirli kurallar vardır. Bu da onlardan birisidir. Lider arayışı devam ederken 29 Ekim günü çıkageldi.

Merasim hazırlanmıştı. Askeri geçit töreni düzenlenecekti. Bir grup asker, adet olduğu üzere ellerinde kılıçlarıyla, tek sıra halinde yürüyorlardı. Birden, daha önce yaşanmamış bir olay cereyan etti. Dönemin Milli Savunma Bakanı, Genel Kurmay Başkanını el işareti yaparak yanına çağırdı.

Genel Kurmay Başkanı bu hareketi bir hakaret olarak algıladı. Küfürler ederek Milli Savunma Bakanı’nın yanına doğru yürüdü. Araya giren diğer siyasiler durumu sakinleştirmek için çabalıyordu. Kılıçlarıyla giden askerler bir anda durdular. Genel Kurmay Başkanının önünde durup selam verdiler. Emir verilmesi halinde tüm hükümeti tutuklayabileceklerini söylediler. Genel Kurmay Başkanı ‘’Hayır çocuklar, şimdi değil, ama bir gün hesabını soracağım’’ dedi. Darbenin ayak sesleri artıyor. Darbe kapıları çalmaya başlıyordu.

Kriz

Biraz zaman geçmişti. İsmet İnönü, kızını, gazeteci Metin Toker ile evlendirdi. Metin Toker, Akis gazetesinin sahibiydi. Menderes bir geziye çıktı. ABD’ye yaptığı gezi sırasında, Türkiye’de yayınlanan gazetelerde, kendisi hakkında kedi benzetmesi yapıldı. Gazeteler Menderes’i bir kediye benzetiyor. Nankör olmakla suçluyorlardı. Menderes, geziden döner dönmez birkaç gazeteciyi tutuklattı. Bu hareket, hem İnönü’ye hem de Toker’e bir meydan okumaydı.

Damat sorunu meclise taşındı. DP ve CHP bunu bir devlet meselesi olarak görmüş olacak ki, İnönü’ye şunlar söyleniyordu; ‘’Damadını koruyan, ihtiyar bir köy ağası’’ bu sözler oldukça büyük meselelerin çıkmasına yol açtı.

DP’li 11 milletvekili bu tartışmalara son vermek için bir önerge hazırladı. Önergede, gazetecilere ‘’ispat hakkı’’ verilmesi gerektiği yazmaktaydı. Yani bir gazeteci, kendisine yöneltilen suçları, ispat yolu ile inkâr edebilir veyahut anlattığı şeylerin gerçek olduğunu ispatlayabilirdi. Menderes bu önergeye sert bir tepki verdi ve 11 vekil ihraç edildi.

İhraç edilen 11 vekil, Hürriyet Partisi’ni kurdular. Böylelikle meclisteki parti sayısı dörde yükselmiş oldu.

Bu yıllarda Türkiye’de bir kriz başladı. Birkaç yıl önce Buğday üretiminde dünyanın en çok üretim yapan ülkelerinden biriyken, buğdayı dışardan almaya başlayan Türkiye’yi zor günler bekliyordu. İlaç kalmamıştı. Hastalar tedavi olamıyor, ilaçlar ülke içerisine giremiyordu. Girenlerde karaborsacıların eline düşüyor, hiçbir şey yapılamıyordu. DP’nin yıllar içinde kurduğu düzen, bir günde yıkılma noktasına gelmişti.

Bomba

Darbe

6-7 Eylül Olayları olarak da bilinen, Türkiye’nin görmüş olduğu en büyük olaylardan birisi yaşandı. Tamamen yalan olan, kışkırtıcı kimselerce yayınlanan bir haber yüzünden birçok can yandı.

Bu tarihlerde Kıbrıs sorunu tartışılmaktaydı. Kıbrıs ile Türkiye arasındaki bağ konuşuluyor, bir pay alınıp alınmayacağına dair tartışmalar sürüyordu. Ancak tek bir haber, tüm Kıbrıs’ı unutturdu. Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve saldırı yapılmıştı. Saldırıda bir bomba kullanılmış ve ev ciddi ölçüde hasar görmüştü.

Toplumun, sorgulamayı ve muhakeme etmeyi beceremediği müddetçe böyle yanılgılara düşmesi gayet normaldir. Bilgisiz ve katı bağlılıkları bulunan milletler, düşünce yetilerini kapattıkları sinir merkezleri taşırlar. Bu merkezler, düşman kimseler tarafından oldukça iyi bilindiğinden ötürü ‘’galeyana getirmek’’ oldukça rahattır. İşte bir ülkede İç Savaş böyle çıkartılır.

Haber yayınlanır yayınlanmaz ne oldu?

Hiç kimse, gerçekliğini araştırmadı. Elinde bayrağı alan sokaklara döküldü. Azınlıkların dükkânlarına saldırılar başladı. Dükkânlar talan edildi. İnsanlar dövüldü ve öldürüldü. Sebebi neydi?

Hiçbir şey…

Sebep bu kadar açıktı. Sorgulamayan toplumlar yönlendirilirdi. Koyun yerine konur ve güdülürdü. Basına göre 11 kişi ölmüştü. 11 kişi, bir hiç uğruna ölmüştü. Peki geriye ne kalmıştı?

Darbe

Yıkık dökük sokaklar.

Bu olaylar sürerken, Kıbrıs sorunu askıya alındı. O sırada Londra’da süren görüşmelere, Türkiye adına Fatin Rüştü Zorlu katılmıştı. Menderes’i arayarak, Kıbrıs meselesini 5 yıl askıya alacaklarını ifade etti. Menderes kabul etmese de olan olmuştu. Çıkarılan olaylar yüzünden Kıbrıs hakkındaki ilişkiler rafa kaldırılmıştı.

Olaylar daha da büyüdü. Menderes kabinesini değiştirmek zorunda kaldı. Kabineyi vererek, makamı kurtarmıştı. Menderes, artık tek başınaydı.

Yasaklar

Yaşanan olaylardan bir süre sonra, belirli kararlar çıkarıldı. Çıkarılan bu kararlarla, bazı resmi makamlar istifaya çağrılıyordu. Çağrı yapılanların büyük çoğunluğu istifa ettiler. Menderes, istediği istifaları aldıktan sonra basına yöneldi. Basın üzerinde ciddi bir baskı kurdu. Metin Toker dâhil olmak üzere yüzlerce gazeteci tutuklandı. Tutuklanan bu gazeteciler için, belirli örgütlenmeler, belirli yerlerde, aynı gün yürüyüşler yapmak istiyorlardı. Ancak çıkarılan ani bir yasa ile toplanma ve protesto suç sayıldı. İzinsiz gösteri yapanlara ateş edilebilecekti.

Daha sonra gelen süreçte siyasilere bir müdahale yapıldı. Kasım Gülek –CHP Milletvekili- tutuklandı. Osman Bölükbaşı, hedefler arasındaydı. Millet Partisi de. Daha sonra gelen süreçte, dokunulmazlıklar kaldırıldı. Fuad Köprülü daha fazla dayanamadığını söyleyerek istifa etti.

Muhalif olan partiler bir koalisyon oluşturmak niyetindeydi. Amaçlarının bir araya gelerek çözüm aramak olduğunu söylediler. Ancak Menderes’in çıkardığı bir karar ile önleri kapandı. Menderes birleşmeye izin vermiyordu.

1957

Seçimler yaklaşıyordu. Mitingler başlamış, siyasi liderler halk gösterileri yapıyordu. Birbirlerine oldukça ciddi hakaretler ediyor, halktan destek istiyorlardı. Seçim günü geldiğinde belirli manipülasyonlar yaşandı. DP’ye bağlı radyolar –ki ülkedeki hemen her radyo- yayın yapmaya başladılar. Oylama devam ederken DP’nin kazandığı duyuruldu.

Bir gün sonra sonuçlar açıklandı. DP %48 oy alarak iktidar olmuştu. Ancak Menderes hiç hoşnut değildi. Çünkü oy oranında ciddi bir düşüş vardı. Bu düşüş, tehlikenin yaklaşmakta olduğunu bildiriyordu.

CHP meclisteki koltuk sayısını artırmış, 178 vekile çıkarmıştı. Menderes çok sinirliydi. Borç gırtlağı aşmış, enflasyon artmıştı. Elde bulunan rezerv erimekteydi. Ülkede döviz kalmamıştı. Menderes, deveülasyon kararı aldı. Dolar 2.8 iken 9 lira oldu.

Bu karara en sert tepki askeriyeden geldi. 29 Ekim 1957 günü darbe yapılacaktı. Darbe için plan kurulmuştu. Ancak gelişen olaylardan sonra, darbe planı iptal edildi. Planın iptal edilmesi belirli nedenlere bağlıydı. Gelişen ekonomik sebepler, bunun sadece tek bir açısıydı. Hareket içerisinde bir lider yoktu. Lider arayışı devam etmesine rağmen, hiçbir komutan, darbe fikrine yanaşmıyordu. Kimileri mevcut zeminin hazır olmadığını, kimileri makamlarından olma ihtimallerini göz önünde bulundurarak, kendilerine gelen teklifleri reddediyorlardı.

Ancak sabır taşı çatlamıştı. Dönemin Milli Savunma Bakanı’na teklif yapılacaktı. İsmi öneren kişi Faruk Güventürk’tü.

Planlar istenildiği gibi gitmeyecek, olaylar bir anda karışacaktı.

Menderes’in Listesi

Darbe için hazırlık yapan askerler anlamıştı.

Güventürk, İhtilal Komutası olarak adlandırdığı birliğin başındaydı. Milli Savunma Bakanı’na teklif yapılacak, teklifi kabul etmesi durumunda birliğin başına geçecekti. Kabul etmemesi durumunda da ekstra bir plan devreye girecekti. Milli Savunma Bakanı’nın Emir Subay’ı Adnan Çelikoğlu, birliğin üyesiydi. Bakanın kabul etmemesi durumunda, Çelikoğlu, Bakan’ı öl dürecekti. Böylelikle örgüt deşifre olmayacaktı.

Planın uygulandığı vakitlerde, Samet Kuşçu adındaki bir binbaşı, darbe planı yapan subayların isimlerini Menderes’e veriyordu. Bakan teklifi reddetmişti. Menderes, kriz masasını topladı. Güventürk dâhil, dokuz subayın ismi verilmişti. Bu isimler tutuklandı. Menderes, tehlikenin geçtiğini sanıyordu. Ancak Celal Bayar, durumun ciddiyetinin farkındaydı. Milli Savunma Bakanı’nın derhal istifa ettirilmesi gerektiğini söylüyordu.

Bakan’a, istifa telkininde bulunması için, Muzaffer Kurbanoğlu yollandı. Kurbanoğlu şöyle anlatıyor; ‘’’Bayar’ın yanına gittim. Çok asabi idi. Bana altımızdaki zemin kayıyor dedi’’

Dokuz subay mahkemeye çıkarıldı. Güventürk, lider olduğunu kabul etti. Bayar, düğümü çözmek niyetindeydi. Menderes’e, durumun üzerinde ciddiyetle durun telkininde bulunuyor, ancak Menderes kulağını tıkıyordu. Dokuz subay çıkarıldıkları mahkemede beraat ettiler. Kendilerini ihbar eden Samet Kuşçu 2 yıl hapse mahkûm edildi. Olay kapatıldı. Menderes rahattı.

Uyarı hiç beklemediği bir yerden gelecekti. 15 Temmuz 1958 günü Menderes havaalanındaydı. Irak Kralı ve Başbakanını bekliyordu. O dönem, Irak ile Türkiye yakın temas halindeler. Ancak bir haber geldi. Irakta darbe olmuştu. Darbe gerçekleştikten sonra Kral Faysal ve Başbakanı Nuri Said, öldürülmüştü.

Türkiye ve Ürdün

Irakta gerçekleşen darbenin ardından, Menderes’i bir korku kaplamıştı. Sadece Menderes değil, Orta Doğu’da bulunan bütün devlet adamlarını saran bu korku, belirli adımlar atılmasına sebep oldu. Ürdün Kralı, Irak’a yapılan darbenin ardından, sırada kendisinin olduğuna inanıyordu. Kendi ülkesinde yapılacak bir darbe ile öldürüleceğini biliyordu.

Bu nedenledir ki Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurmaya başladı. Bir an önce tedbir alınmalı ve güvenlik sağlanmalıydı. Menderes ile görüşmeler devam etti. Türkiye-Ürdün ortaklığındaki bir operasyonla Irak’a müdahale konusunda anlaşıldı.

Ancak bu operasyon, İngiltere ve ABD’nin Irak’taki yeni rejimi tanıması ile iptal edildi.

Dizayn edilen ülkeler belliydi. Atılan bu adımla birlikte, dizayn edenler de belli olmuştu.

Daha sonraki günlerde Hürriyet Partisi ile CHP birleşti. İlk Hedefler Beyannamesi ile, alınan kararlar açıklandı. Bu beyanname, daha sonraki yıllarda, darbe yapıldıktan sonra, uygulanacak kuralları içinde barındırıyordu.

Bu kuralların uygulanması, darbeyi CHP yaptırdı iddialarının ortaya atılmasının sebebidir.

Ocaklar

Darbe

CHP cephesinin almış olduğu tedbirlere karşı hamle olarak Vatan Cephesi ismi verilen ocaklar kuruldu. Bu ocakların tek amacı DP iktidarını kalıcı hale getirmekti. Ocaklara üye olan isimler radyolarda anons ediliyordu. Tüm radyolar iktidarın elindeydi. İstenilen tüm yayınlar yapılıyordu. İsimler ardı ardına okunuyordu. Bir süre sonra, iş rayından çıktı. Çünkü her şey uydurmaydı. Çok az insan ocaklara üye oluyordu. Ölmüş insanların isimleri radyodan okunuyordu. Sonraki evrelerde her şey daha da sarpa sardı. Yeni doğmuş bebeklerin isimleri, Vatan Cephesi ocaklarına kaydoldu denilerek okunuyordu.

Parti içinden bile çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Her yerde konuşulan sabit konular vardı. Darbe ve darağaçları konuşuluyor. Ordu içerisindeki yapılanmalar büyüyordu. Ancak hala bir lider yoktu. Devam eden süreçte işler daha da sarpa saracaktı. Lakin kimsenin beklemediği bir gelişme yaşandı. Yaşanan gelişme darbe değildi. Bir kaza her şeyi unutturmuştu. Darbe planları bile geçici olarak ertelenmişti.

Adnan Menderes’inde içinde olduğu uçak düşmüştü. Londra’ya gitmek üzere yola çıkan uçak, ormanlık bir alana düşmüştü. Turizm Bakanı, gazeteciler ve bir vekil dâhil olmak üzere 14 kişi hayatını kaybetti. Menderes hafif yaralı şekilde kurtuldu. Tedavisinin ardından Türkiye’ye döndü.

Büyük bir kalabalık ve tüm devlet erkânı orda idi. İsmet İnönü dâhil… Celal Bayar biraz soğuktu. Soğuk olmasının nedeni oldukça açıktı. Adnan Menderes’e bir teklifte bulundu. Yurt dışına çıkmasını ve dört ay boyunca dönmemesini söylüyordu. DP Menderes’i istemiyordu. Menderes partisini de kaybetmiş, gerçek anlamda tek başına kalmıştı.

Taarruz

CHP 1959 yılının bahar aylarında saldırıya geçti. Darbe adım adım geliyordu. Menderes iktidarı darbe gerçeğini kabul etmiyor, kulaklarını tıkayıp, gözlerini kapatıyordu. İnönü’ye gittiği mitinglerde saldırılar yapılıyor, taş atılıyordu.

Kayseri mitingi sırasında, asker İnönü’nün önünü kesti. Emir aldıkları kişi Menderes’ti. İnönü’nün engellenmesini ve mitinglere katılmamasını istiyordu. Ancak önünü kesen birliğin komutanı olan Binbaşı Selahaddin Çetiner –ki kendisi 1980 darbesinde İç İşleri Bakanı olacaktır- yolu açtı. Ordu İnönü’ye biat etmişti.

Bu durum iktidarı oldukça rahatsız etti.

Ordu içerisinde bir hazırlık mevcuttu. Liderlik teklifi, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı olan ve emekliliğine bir yıldan kısa bir zaman kalan Cemal Gürsel’e yapıldı. Bu teklif Cemal Gürsel’in Almanya gezisinde yapıldı. Kendisi NATO toplantılarına katıldı. Yabancı ordu mensubu generaller ile görüştü. Bu sırada teklif yapıldı. Ancak Gürsel kabul etmedi. Ancak geri de çevirmedi.

Örgütün belirli istekleri vardı. İstenilen kişiler görev yerlerine atandılar. Alparslan Türkeş Kara Kuvvetleri Genel Sekreterliği Şube Müdürlüğüne, Suphi Karaman ve Osman Köksal’da istenilen yerlere atandı. Köşe başları tutulmuş, darbe için zemin hazırlanmıştı.

Köksal’ın görevi köşkü korumaktı. Ancak örgüt üyesi olduğundan dolayı, darbe gecesi ele geçirme görevini üstlenecekti.

Menderes erken seçim yaptırmak istiyordu. Böylece darbe yapılmasını engelleyecekti. Ancak çıkan tartışmaların sonunda seçim yapılamadı.

Komisyon

İşlerin raydan çıktığı nokta 1960 Nisanında kurulan bir komisyondu. Bu komisyon CHP’yi basını ve gizli örgütleri soruşturacaktı.

Daha sonra bu komisyona bir tür özerklik verildi. Çok büyük yetkiler verildi. CHP‘yi soruşturacak basını sorgulayacak ve alınan kararlar sorgulanamayacak. Komisyonun kurulmasının ardından İnönü şöyle bir konuşma yaptı. ‘’Arkadaşlar şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Bu yolda giderseniz sizi ben bile kurtaramam’’

Bu konuşma meclisi karıştırdı. Gazetelere manşet olarak İnönü’nün sözleri atıldı. Ordu içerisinde bir hareketlilik başladı. Komisyon göreve başladı. Basın ve CHP başta olmak üzere herkes sorgulandı. Kitlesel yürüyüşler yapmak yasaklandı. Yaptığı konuşmalardan dolayı İnönü ye meclise girme yasağı getirildi. Bunlar ortalığı karıştırdı. İstanbul Üniversitesinde bir yürüyüş yapıldı. Polis müdahale etti bir öğrenci öldürüldü. Rektör dövüldü. Takviye için ordu geldi. Sloganlar atılmaya başlandı.

Ankara’da da olaylar başladı. Sıkıyönetim ilan edildi. Üniversiteler kapatıldı. Ordu isteniyordu. Üniversite öğrencileri askerler tarafından gözaltına alınmıyordu. Ordu iktidarın güdümünden çıkmış durumdaydı. Radyo da konuşma yapan Menderes olaylar önemsiz dedi. Adnan Menderes’e istifa önerildi. Ancak kendisi sert olacağını söyleyerek reddetti.

Üç Mayıs günü Cemal Gürsel, dönemin Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes’e mektup yazdı. Ethem Bey, Menderes’in en yakın arkadaşıydı. Soy adını alacak kadar yakındı. Bu mektubun içeriğini Alparslan Türkeş şöyle anlatıyor; ‘’Gürsel Paşa, Adnan Menderes’in Cumhurbaşkanı olması gerektiğini söyledi’Bu bir muhtıra idi. Adnan Menderes bu teklifi ‘’biraz daha bekleyelim’’ diyerek reddetti. Bu darbe gerçekleşmeden önceki son fırsattı. Menderes kaybetmişti.

Kızılay

Cemal Gürsel izne ayrılmış ve örgütün başına Cemal Madanoğlu geçmişti.

Menderes, Mayıs ayının ortalarında Kızılay’a bir miting için gideceği sırada saldırıya uğradı. Hırpalandı. Yaşanan bu olaydan sonra, ipler Bayar’ın eline geçti. 21 Mayıs günü Kızılay’da öğrenciler yürüyüş yaptı. Öğrenci hareketleri, yapılacak olan darbe için bir ön gösteri sayılırdı. Aynı gün Harbiyeliler yürüyüş yaptı.

Yürüyüşten birkaç gün sonra Bayar’a uyarıda bulunuldu. Darbe yapılabilir denildi. Bayar bir karar alarak Harbiye’nin kapatılmasına ve öğrencilerin İzmir’e gönderilmesini konuşmak üzere yakın arkadaşlarını topladı.

Örgüt bu haberi alır almaz, darbe tarihini öne çekme kararı aldı. Aynı gün, Genel Kurmay Başkanı dâhil 20 General Menderes ile görüştü. Bağlılıklarını bildirdiler. Menderes, almış olduğu bu güzel haberin ardından odasına çekildi. Kafasını yastığa koydu. Yakın arkadaşları, yarın darbe yapılacak dediğinde sadece gülmekle yetindi. Odasına gidip uyudu. Tarih 26 Mayıs 1960’tı.

Son Hamleler

Menderes’e yarı askeri rejim önerildi. Böylelikle ordunun tüm baskısının üzerlerinden kalkacağına inanıyorlardı. Menderes bu fikre karşı çıktı. Arkadaşlarının tamamına dargın ayrıldı. Genel Kurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı ile memleket meseleleri hakkında konuştular. Menderes ‘’Bunu yarın konuşalım’’ dedi ve uçağa binerek Eskişehir’e yola çıktı.

Ordu içerisindeki hazırlıklarda tamamlanıyordu. Osman Köksal, Bayar’ı tutuklamak üzere emir bekliyordu. Refik Koraltan Menderes’i aradı. Ankara’da yürüyüş var, üniversite profesörleri yürüyor dedi. Menderes, gerekli tedbirlerin alınması konusunda emir verir.

Cemal Madanoğlu darbe fikrini ertelemek istediğini söyledi. Bayar ile konuşarak Menderes’i istifaya zorlayabileceğini söyledi. Darbe için bir plan yoktu. Bir proje çizilmemişti. Bu nedenle darbe tarihini ertelemek istedi. Ancak fikir kabul görmedi. Darbe için toplanan subaylar yemin ettiler. Yeminde şu söyleniyordu. İhtilal yapılacak ve askerlik görevi dışındaki hiçbir görev kabul edilmeyecekti. Alparslan Türkeş şöyle anlatıyor; ‘’Daha sonra hareket saati konuşuldu. Radyo metni yazmamız gerektiği hatırlatıldı. Ben yazarım diyerek yan odaya girdim ve okunan ilk metni kaleme aldım. Hareket saati sabaha doğru 2,45 olarak belirlenmişti. ‘’

Darbe Başlıyor

Darbe

Merkez Komutanlığı ele geçirilecek, komutanlara ihtilale katılma teklifi yapılacaktı. Korkulan olmamış ve tüm komutanlar teklifi kabul etmişlerdi. Merkez Komutanlığı ele geçirilmişti. Ordu evi için ayrılan ekibe ateş açılmıştı. Ankara’da büyük bir çatışma çıktı. Herkes uyanmıştı. Başkentte silah sesleri duyuluyordu. Köşkte bir hareketlilik başlamıştı. Bayar durumu hemen anladı. Elinde tuttuğu tabancasını sol cebine soktu ve bekledi.

Komutanlıklardan sonraki ilk hedef radyoydu. Görev, Türkeş’e verilmişti. Türkeş şöyle anlatıyor; ‘’Bir görevli dışında radyoda kimse yoktu. Radyoda çalışanların evlerini öğrenmek istedik öğrenemedik. Birkaç çalışanı buldular ve radyoyu çalıştırdılar. Bildiriyi tamamlayıp okudum. Akabinde Sokağa çıkma yasağı ilan edildi.’’

Menderes, haberi Eskişehir’de aldı. Uyandı. Giyindi. Ankara ile irtibat kurmak istediğini ve darbe hakkında bilgi almak istediğini söyledi. Ancak şehrin kilit noktaları ele geçirilmişti. Kimseye ulaşamadı.

Köşk dışındaki her yer ele geçirilmiş, Bayar’a 45 dakika verilmişti.2 tank köşke doğrulmuş bekliyordu. Köşkte aynı tanktan 8 adet bulunmaktaydı. Bayar, Köksal’a,’’ savunabilir miyiz kendimizi’’ diye sordu. ‘’Tank var mı?‘’ diye sordu. Köksal, hayır diye cevapladı. 5 mermi alan silahı, yanında darbeci bir komutanla beklemeye devam etti.

İnönü, darbe haberini aldığında ‘’demek oldu’’ demekle yetindi. Sabah olmuş, tutuklamalar başlamıştı. 73 kişilik liste hazırlanmış, yüzlerce insan gözaltına alınmıştı. Biri General beş subay köşke doğru yürüdü. Odaya girdiklerine karşılarında Bayar’ı buldular. ‘’Millet ve Ordu sizi istemiyor’’ cümlesini duyan Bayar, silahını çıkarıp şakağına dayadı. Askerler üzerine çullandı ve engellemeyi başardılar. Köşk düşmüştü.

Menderes ise Eskişehir’den daha güvenli bir yer ararken, Albay Muhsin Batur tarafından ihtilal yapıldığı söylendi. Darbe metni okundu. Menderes tutuklandı. Ankara’ya gitmek üzere yola çıkan uçağa bindiler. Oldukça sessiz duran Menderes sürekli olarak sigara içmekteydi. Kulakları yıllardır hiçbir şeyi duymuyordu. Artık duyuyorlardı. Ancak bir önemi kalmamıştı.

Sokağa Çıkma Yasağı

Darbe

Menderes ve Bayar tutuklanmıştı. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Ancak sokaklar doluydu. Halk sokağa dökülüyor, gördükleri askerlere sarılıyorlardı. Türkiye’de ilk kez yönetim tasfiyesi gerçekleşmişti.

Gelen darbe, kendisiyle beraber birçok farklı yenilik getirmişti. Ordu içindeki emir komuta zinciri parçalanmıştı. Çünkü darbe, subaylar tarafından gerçekleştirilmişti. Gözaltına alınan Generaller vardı. Bir teğmen içeri girdiğinde, Generaller ayağa kalkmaya başlamıştı.

Darbe gerçekleşmiş, yönetim ele geçirilmişti. Ancak nasıl yönetileceği konusu hiç düşünülmemişti. Düşüncelere dalındı. Madanoğlu bir fikir buldu. Bir konsey kuracak, bu konseyde bulunan kişiler profesör unvanı taşıyan ve hatırı sayılır kişilerden seçilecekti. Bu konsey bir anayasa hazırlayacak ve asker elini sürmeyecekti. Bu sıralarda Cemal Gürsel gelmiş ve yönetimi eline almıştı.

7 profesör seçildi. Madanoğlu şöyle anlatıyor; ‘’İçeri girdim. Sizi kurucu meclis tayin edelim. Yarın 12’ye kadar hükümet kurun. Bende askeri kışlaya çekeyim’’ Teklifini yaptı. Ancak heyet buna karşı çıktı ‘’ihtilal komitesi’’ adlı bir yönetim usulü önerildi. Kısacası şuydu; Darbe yaptınız, yönetin. Denildi.

32 kişilik bir liste hazırlandı ve Milli Birlik Komitesi oluşturuldu. Darbe yapanlar, yönetimi eline alıyordu. Madanoğlu ilk toplantıya katılanlar arasındaydı. Gürsel, hükümet kurmak üzere toplantı düzenlemişti.

darbe

Madanoğlu toplantıda elini masaya vurdu. ‘’Biz bunun için yönetimi devralmadık. Siz bir yemin ettiniz, askerlik dışındaki herhangi bir görevi almayacağız dediniz. Sözünüzü unutan bir avuç işe yaramazsınız’’ dedi.

Madanoğlu Sivil Hükümet istiyordu.

Adres İnönü

İnönü’den tavsiye almak üzere kendisiyle görüştüler. İnönü, Gürsel’e şöyle söyledi ‘’Memleket için en iyisini yaptınız’’ İnönü, Gürsel’e üç tavsiye verdi. Ordunun, Komitenin Birliği ve seçimlerin yapılması…

İnönü’nün bu fikrine, komite içerisindeki bir grup karşı çıktı. Bunların başında Türkeş vardı. Türkeş yapılacak olan bir seçimin, iktidarı İnönü’ye teslim etmek dışında hiçbir işe yaramayacağını düşünmekteydi. Konsey kaynıyordu.

DP liderlerinin yargılanmasını isteyen komite, büyük bir darbe ile karşılaştı. DP’li İç İşleri Bakanı Namık Gedik tutuklu olduğu Harbiye’de intihar etmişti. Bu havayı baya gerdi. DP’liler yargılanacaktı. Bunun için Yassı Ada tercih edilmişti. Bayar, Menderes ve arkadaşları Yassı Ada’ya gönderildiler. Oradan bir daha dönemeyeceklerdi. Menderes ve Bayar, tek kişilik odalarda kaldılar. Odaların tamamında dinleme cihazı vardı. DP’lilerin yan yana gelmesi yasaktı. Günlük elli kelimelik mektuplar geliyordu. Bunun dışındaki iletişim imkânları yasaklıydı.

Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 1924 anayasası kaldırıldı. Darbe için gerekli yasal zemin oluşturulmuştu. Anayasa, darbe fikrini geliştiren ve uygulayan her subayı ayrı ayrı koruma altına alıyordu.

Komite bir karar aldı. Bir kurul oluşturulacaktı. Bu kurul DP’lileri sorgulayacaktı. Asker müdahale etmeyecek, alınan kararlara itiraz edilmeyecekti. Tabi bu sözlerin tamamı, daha önceki sözler gibi unutulacaktı. Menderes ve Bayar sorgulanacaktı. Bu haberden sonra, film çekimi yapıldı. Bu filmde Yassı Ada’da kalan siyasilerin hayatları gösteriliyordu. Bayar bu filmden sonra intihar etti. Son anda ölümden döndü. İntihar sebebini ‘’Yeşilçam artistleri gibi filmde oynamayı gururuma yediremedim’’ şeklinde açıkladı.

15 yargıç ve 9 savcıdan oluşan divan, adada mahkemelere başladı.

Dava

Darbe

Bayar’a Yöneltilen ilk suçlama köpek meselesiydi. Bayar’a Afgan Kralı tarafından hediye edilen bir köpek vardı. İddiaya göre Bayar bu tazıyı 1500 lira edecekken 20000 liraya satmış ve bir çeşme yaptırmıştı. Kamuoyu bu yönlendirme ile şoka uğradı. Çünkü bu kadar basit suçlamaları kimse beklemiyordu. Bayar’ın beş yıl hapsi isteniyordu. Bu suçtan dolayı Bayar’a 4 yıl 2 ay ceza verildi. Seçilen suçlamalar ihtilale atılan birer darbe niteliğindeydi.

Komite içinde bir güç savaşı vardı. Yargılamalar sürerken, Ankara’da gündem ‘’güçtü’’ Komiteden 14 kişi ihraç edildi. Türkeş, Hindistan’a tayin edildi. Diğer 13 kişi de farklı ülkelere gönderildi.

14’lüler gittikten sonra, sivillere devir teslimler başladı. İnönü, meclise geri döndü. İlk esaslar –yıllar öne CHP’nin çıkardığı kararlar, darbe yönetimi tarafından yasa haline getirildi. Yeni yasa ‘’özgürlükçü’’ olarak adlandırıldı.

Ada’da devam eden yargılamalarda 6-7 Eylül olayları soruldu. DP zor durumda kaldı. Hemen her olaydan Menderes suçlu bulunuyordu. Divan’ın üzerinde bir baskı vardı.

Darbe yapanlara karşı, darbe yapmak isteyen Talat Aydemir defalarca denemesine rağmen başarılı olamıyordu. Komitenin aldığı kararlar, orduyu rahatsız etmeye başlamıştı. Darbe yapanlar kendi sonlarını hazırlıyorlardı. İki grup oluşmuştu. Gürsel elindeki gücü kaybetmişti. İstanbul gücü ve komite, ikili sistem oluşturmuşlardı.

Generaller İstanbul gücündeydi. DP’li liderlerin idam edilmesini istiyorlardı. Gürsel istemiyordu. İstanbul takımının lideri Cevdet Sunay’dı. Komite oylama yaptı ve idama karar verdi. Komiteyi yönlendiren Cevdet Sunay’dı. Komite gücünü kaybetmişti.

Son Kaçış Denemesi

Menderes’in en yakın arkadaşları anlatıyorlar. Hayatta en çok korktuğu şey ölüm imiş… Bu beklentiyi daha fazla kaldıramadığını söyleyerek intihara kalkışır. Uyku haplarını biriktirir ve tamamını yutar. Ancak ölmez ve hayata tutunur. Böylelikle son yollarda kapanır. Kendi ölümünü bir kaçış olarak gören Menderes, kalmaya devam eder, istese de, istemese de.

Divan kararları açıklanır ve 15 kişiye idam verilir. Bu 15 kişi İmralı Adasına gönderilir. Daha sonra gelen baskılar neticesinde 11 kişinin idam cezası iptal edilir. Geriye kalan 4 kişiye idam cezası uygulanacaktır. Celal Bayar yaş sınırını aştığından ötürü idam edilmez.

Geriye üç ceza kalır. Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan ve Adnan Menderes hakkında idam cezası kararı onanır.

Menderes, intihar ettiğinden ötürü hastanededir. Bu nedenle cezası bir iki gün geç uygulanacaktır.

İmralı’da gece olur. İdam cezası affedilenler habersizdir. 14 kişi ölümü beklemektedir.

Gece vakti koridorlardan postal sesleri yükselir. Hepsinin fotoğrafları çekilir. Hücrelerine girilir. Bir kapı açıldı. Fatin Rüştü Zorlu dışarı çıktı. Üzerine beyaz bir elbise giydirildi. İdam hükmünün yazılı olduğu kâğıt boynuna asıldı. Abdest almasına izin verildi. Sehpaya çıktı. Kendi taburesini tekmeledi. Kendi idamını gerçekleştirdi.

Daha sonra Hasan Polatkan çıkarıldı. Rengi sapsarıydı. Oldukça bitkindi. Yaptığı tek şey etrafına bakmaktı. Tek kelime etmedi. Tek bir itirazda bile bulunmadı. Sehpaya çıktığında etrafına bakmakla yetindi. Askerlerden birisi yaklaştı ve sehpayı ayaklarının altından çekti.

 Son Sehpa

Menderes, kendine gelememişti. Hastane de bir iki gün kaldı. Daha sonra kendisini daha iyi bir hastaneye götüreceklerini söyleyen iki asker geldi. Bir tekneye, bota veyahut her neyse bindirildi.

Darbe

İdamın yapılacağı yere indiklerinde her şeyi anladı. Her şey buraya kadar dedi. Hastane de en yakın arkadaşı Ethem’e şöyle söyledi. ‘’Bir daha çiftliğe dönmek nasip olursa, ağaçların altından hiç çıkmayacağım. ‘’

Ancak bir daha çiftliğe dönemedi.

Darbe

Hastaneye diye gittiği İmralı Adasında üzerine beyaz bir ölüm gömleği giydirildi. Hüküm kendisine okundu. İmam ile yalnız kalmak istedi ancak izin verilmedi. Daha sonra ince bir yolda yürüdü, yanında iki gardiyan vardı. Yolun sağ ve solunda onar adım arayla askerler dizilmişti.

Sehpaya çıktı.

Hiç küskün değilim, hiçbir dargınlık duymuyorum sözleri, son sözleri oldu. İnfaz gerçekleştirilmişti.

Son Not

Demokrasi bir aldatmacadan ibarettir. Güç kimin elindeyse değişmeye başlar. Tarih güçlü olan insanlar, devletler, imparatorluklar gördü. Ancak her biri, elde ettikleri güçten sonra değişmeye ve değiştirmeye başladılar. İnsanları öldürmek, onlar için zor değildi. Bir ülkeyi ve o ülkenin geleceğini, düşünmeden, menfaat karşılığında satabildiler. Düşündükleri tek şey kendi cepleriydi.

Bu hangi yol ile yapılırsa yapılsın. Güç zehirler. Zehir yayılır ve öldürür.

Yararlanılan Kaynaklar;

Şevket Süreyya Aydemir- Tek Adam

Uğur Mumcu – Kazım Karabekir Anlatıyor

Tuncay Özkan – MİT’in Gizli Tarihi

Falih Rıfkı Atay – Çankaya

Mehmet Ali Birand- Demirkırat Belgeseli İçin 

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı