Kitap

Cehennem Kitabı ve Dante Alighieri Hakkında

Cehennem, Dan Brown tarafından yazılan ve en çok konuşulan eserlerinden biridir. Cehennem kitabı hakkında birkaç kelam etmek istedik. Dan Brown, Cehennem kitabı için, yine oldukça fazla yer gezmiş, tarih kokan sayfalarında, bizlere, ne kadar emek verdiğini ifade etmiştir. Kitap bu nedenle çok katmanlı hale gelmiş, öyle ki, ülkenin mimari yapısını anlatırken, o denli tasvire dalmıştır ki, kitabın sayfaları arasında kaybolup gidiyorsunuz. Bir şehri, anlatabileceği en büyük ustalıkla anlatmış, tasvirlerini oldukça yeterli tutmuştur. Yaptığı minik bir hata vardır. Ülkenin her sokağını, detaylı bir şekilde anlattığı için, kitap yer yer anlaşılmaz bir hale gelebiliyor. Öyle ki bazı yerleri tekrar tekrar okumak zorunda kalabiliyorsunuz.

Tüm bunların yanında birçok yönden de mükemmel bir kitap olduğunu söylemeliyiz. Elbette edebi yönde değil. Dan Brown, yapısı gereği bunu yapamaz zaten. Çok satan bir yazar. Ailesi –onların tabiri ile söylüyoruz- soylu bir aile. Dedeler 33.Derece Mason… Bu dedelerden kalma bir alt yapı mevcut. Bunun yanında araştırmacı bir kişilik eklenince ortaya çıkan ürün hali ile böyle oluyor. Edebi bir eser değil ancak öğretici bir eser demek sanıyoruz ki doğru olacaktır. İşte sizinle çok satan kitaplar listesinde gösterilen bu kitabı incelemeye gayret edeceğiz. Bu inceleme, kitap ve film olarak iki ayrı kategoriye bölünecektir. Böylelikle film ile kitabı mukayese edebilir, eksiklikleri ve değişiklik gösteren yönlerini ortaya koyabiliriz. Hazırsanız başlayalım.

İçeri Girenler, Dışarıda Bırakın Her Umudu.

Dante Alighieri ismini, hemen herkes duymuştur. Duymayanlar için kısaca kendisinden bahsedelim. Bu arkadaş, İtalyan bir şairdir. Kendisi aynı zamanda politika ile de ilgilenmiştir. Bu nedenle diğer bir unvanı bu alanla ilgilidir. Bu arkadaş bir eser yazıyor. Bu eser üç ciltten oluşuyor. Eser, İlahi Komedya ismini taşımaktadır. Cehennem, Cennet ve Araf ismini taşıyan bu ciltler bir yolculuğu anlatmaktadır. Dante’nin bizzat çıktığını iddia ettiği bu yolculuk, başka dünyaya yapılan bir yolculuktur. Dante’nin söylediğine göre, bu eserlerde adı geçen her şeyi görmüştür. Her acıyı izlemiş ve bunlara tanık olmuştur. Kendisinin bir diğer unvanı da din adamı olduğundan ötürü, tasvir ettiği dünya oldukça karanlık ve acı doludur.

Üç bölümden oluşan eseri okumak isteyenler, edinip okuyabilirler.

Bizim konumuz bu gün Dan Brown ve Cehennem Kitabı olduğu için, konumuzla ilgisi bulunan yere gelelim. Dante’nin yazmış olduğu ilk eserin Cehennem kitabı olduğu sanılmaktadır. Binlerce dizeden oluşan bu öyküde bir cehennem tasvir edilir. Katı Hristiyan inancına sahip olan Dante, tasvir ettiği cehennemi incilin büyük günah saydığı şeyler etrafında şekillendirir –oburluk yapanlar, şehvet düşkünleri, cimriler, savurganlar, sapkınlar, öfkeliler vs-

Dante ve Cehennem Tasviri

Bu cehennem bir çukurdur. Dokuz kattan oluşan bu katların her birinde, işledikleri suçlara göre cezalandırılan insanların bulunduğu daireler vardır. Bu daireleri tek tek gezen Dante 112 kişi –öyle hatırlıyoruz- ile karşılaşır. Dokuzuncu katta, yani en dipte Lucifer’i görür. Bu kadar karanlık bir yapı içerisinde gezinip duran Dante, akıcı dili ve tasvirleriyle, oldukça farklı bir eser ortaya çıkarmıştır.

Bu eser hakkında ilerleyen zamanlarda belirli fikirler ortaya atılmıştır. Ortaya atılan bu fikre göre, Dante, yapmış olduğu bir gezinti sırasında –Arap Bölgesine yaptığı sanılmaktadır- İslam Dini için önemli olaylardan biri olan Miraç olayının anlatıldığı Miraç Nameleri bulur. Okuduğu bu belgelerin ardından, İslam peygamberinin başına gelen olayı, kendi başına gelmiş gibi anlatır. Tabi bu sadece bir teoridir. Ancak yaptığımız incelemelerde, Dante’nin, Cehennem olarak tasvir ettiği o karanlık yer, neredeyse bire bir Miraç Nameler ile örtüşmektedir. Yani bu teorinin gerçekten yaşanmış olması, oldukça muhtemeldir.

Dante hakkında birkaç şey söyledikten sonra gelelim Dan Brown ağabeyimizin kitabı olan Cehennem eserine. Dante’yi neden anlattığımızı sanıyoruz ki anlamışsınızdır. Dan Brown, bu eserinde defalarca Dante’nin Cehennem tasvirine göndermeler yapmaktadır. Zaten kitabın içerisindeki belirli sahnelerde, Dante’nin yüzüne ait olan kalıp kaçırılır. Bu ve bunun gibi nice olaylar olur. Anlatma sebebimiz tamamen budur.

Farklı Ülkeler, Aynı Gerilim

Daha önceki yazılarımızı veya Brown’a ait kitapları okuyan herkesin bilebileceği üzere, kitabımızın başkarakteri Simge Bilim profesörü Robert Langdon’dur. Langdon gözlerini bir hastane odasında açar. Etrafına bakar. Kafasının arkasında bir acı hisseder. Dokunur. Ancak canı yanar. Canını yakan şey kafasında bulunan ağrı değil, kafasına dokunduğu anda, gözünün önünde canlanan halüsinasyondur. Bir kadın görür. Sanrılar şiddetlenerek devam eder. yatağından kalkan Langdon, pencereye doğru ilerler. Pencereden dışarı baktığında gözleri sonuna kadar açılır. Daha önce hiç bulunmadığı, televizyon ve gazetelerde defalarca gördüğü bir yerdedir. Bulunduğu yer Floransa’dır. Bulunduğu hastanede birileri vardır. Sienna adında bir hemşire vardır. Langdon’a yardım eder. İyileşmesi için çabalar. Langdon, tüm bunların nasıl olduğunu hatırlamadığını, kafasının arkasındaki ağrının sebebini sorduğunda, cevap olarak şunu alır; Ateşli silahla kafanızdan vuruldunuz.

Langdon, kendisini kimsenin öldürmek istemeyeceğini düşünse de, hastaneye gelen kiralık katil tüm işleri daha da karıştıracaktır. Sienna’nın evine giden Langdon, üzerine giymiş olduğu ceketin içerisinde bir madde bulur. Bunun bir kapsül olduğunu anlar. Kapsül bir ışık yayar. Işıkta, Dante’nin cehennemi görünür. Langdon, gördüğü sanrıların, Dante’nin cehennemi olduğunu anlar. Sienna ve Langdon uzun bir yolculuğa çıkarlar. Ülkeleri tek tek gezecek, Dante’nin cehennem eserini çözecekler ve başlarına gelen belalardan kurtulacaklardır. Planları budur ancak hiçbir şey istedikleri gibi gitmemektedir.

Dünya Hakkındaki Korkunç Öngörüler

Dünya, her daim içinde çeşitli canlıların bulunduğu bir gezegen olmuştur. Kaynaklar yeterli ve boldur. Ancak gelişen teknoloji ile birlikte veyahut artan nüfus miktarıyla birlikte çeşitli teoriler ortaya atıldı. Bu teorilerden birisi de şudur; İnsan sayısının artması ile birlikte kaynaklar tükenecek, insanlar arasında çok büyük savaşlar çıkacaktır. Dan Brown’ın kitabı da bu konuyu savunan bir fikre sahiptir. Ancak onun teorisi, diğer insanlardan farklıdır. Ona göre nüfus kontrol altına alınmalı, ancak bunu toplu katliamlar veya virüslerle yapmaya gerek yoktur. Dahası için kitaba göz gezdirebilirsiniz. Biz anlatırsak, kitabı okumanızın bir anlamı kalmayacaktır.

Her kitabın ve yazarın bir takım özellikleri vardır. Bu özellikler, yazarı yazar yapan şeylerdir. Dan Brown’ın en iyi yönü, tarihi bir birikiminin olması ve tarihi simgeleri muhteşem denilecek kadar iyi tasvir etmesidir. Dünyayı gezmiş olması ve ailesindeki sosyo kültürel gelişimin vermiş olduğu bir takım imtiyazların da yardımıyla çok iyi işler yapan bir adamdır.

Özellikle burada ki konuları bağlama durumu gerçekten hayranlık verici niteliktedir. Dünyanın birçok ülkesinde olan küçük parçaların, bir bütün oluşturmasını yazı diliyle o kadar iyi başarmıştır ki, okurken iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İster istemez saygı duyuyorsunuz. Diğer yazımızda da dediğimiz gibi, beğenmediğimiz tek bir özelliği var kendisinin.

Klişeler, Bir Bütünün Başlangıcıdır

Hemen her kitabının başlama şekli aynı. Bir cinayet ile başlar. Olay çok küçüktür. Biri ölür veya birileri öldürülür. Ancak daha sonra gelişen olayların tamamı o kadar büyür ki, iş bir süre sonra dünyayı kurtarma mücadelesine girer. Güzelim öykü bir anda Marvel Filmleri tadında olmaya başlıyor. Bunu yapması, tarih kokan, zekâ kokan öykülerinin tamamına gölge düşürmeye başlıyor. Klasik piyasa yazarı moduna girmeye başlaması, Dan Brown’ın en ciddi problemi. Bunda maddi kaygının etkisi olabilir. Bunu tam olarak bilemiyoruz. Ancak öykülerde bir süre sonra İron Man, Örümcek Adam, Kaptan Amerika’yı beklemeye başlıyorsunuz adeta. Bu özelliğini bir kenara bırakması durumunda, öykülerinin çok daha sarsıcı olacağına inanıyoruz. Umuyoruz ki bundan sonraki kitaplarında bu özelliğinden vazgeçer.

Dünyanın dört bir yanını gezen karakterlerin bulunduğu, şehirlerin muhteşem derecede tasvir edildiği, sanatın, bilimin, cinayetlerin ve korkunun iç içe geçtiği bu kitap mutlaka okunmalıdır. Dante ile ilgili bölümlerin tamamı hakkında araştırma yapmanızı, bilgi anlamında daha faydalı bulduğumuzu söyleyebiliriz.

Cehennem Filmi

Film hakkında da birkaç kelam edip bitirelim.

Daha önceki yazılarımızı okuyanlar bilir… Langdon Serisi ilk kitabından itibaren muhteşem bir popülarite kazandı. Hayran sayısında ciddi bir artış meydana geldi. İnsanlar akın akın yazılan kitapları okudu. Öyle ki, Hristiyan Dünyası için çok büyük bir öneme sahip olan Vatikan dahi, belirli reddiyeler vermeye başladı. Yazılanları dine karşı buldu.

Dan Brown gayri resmi bir şekilde aforoz edildi. Bunun sebebi elbette ki, Kilisenin baskıcı yönünden başka hiçbir şey değildir. O nedenle bunlara rağmen yazmaya devam eden Brown dünya çapında tanınan bir adam oldu. Daha sonra bu işin kaymağını yemek isteyen Hollywood kitapların telif hakkını almaya ve filmlerini yapmaya başladı. İlk iki film   – Da Vinci Şifresi – Melekler ve Şeytanlar– ciddi gişeler yaptı. Sinema salonları dolup taştı. Daha sonra Cehennem filminin çekim kararı alındı. Langdon rolünü, diğer filmlerde olduğu gibi Tom Hanks üstlendi. Her ne kadar Russell Crowe ilk isim olarak düşünülse de Hanks isminde karar kılındı.

Sienna karakterini Felicity Jone üstlendi. Filmin bütçesi 75 milyon dolar olarak belirlendi. Çekim yerleri olarak Floransa ve İtalya tercih edildi. Bu film, seri içerisindeki doğal mekânların kullanıldığı ilk filmdir. Çünkü diğer filmlerde Vatikan’ın ciddi tepkileri sonucu oluşturulan belirli engeller vardı. Kadroda bulunan diğer oyuncular ise şöyle; Omar Sy, Irrfan Khan Sidse Babett…

Ufak Tefek Hatalar

Kadro gerçekten kitaptakine oldukça uygun bir şekilde seçilmiş, oyuncular kendilerine verilen rollerin üstesinden gelmeyi başarmıştır. Ancak filmdeki eksik yönler oldukça fazladır. Kitabın içerisindeki ögelere bağlı kalınmamış. Bu da filmin çıtasını birkaç puan aşağılara düşürmüştür. Kitabın sonu ile filmin sonları birbirlerine tamamen zıt diyebiliriz. Karakterler arasındaki ilişki kitapta başka iken, filmde bambaşka bir hale gelmiştir.

Filmde bildiğiniz evlendirilen karakterler olmuş, eski eşler devreye girmiş, karakterlerin analizi kesinlikle yapılamamış. İlk iki filmde deneyim kanan Ron Howard’ın bu tür hatalara düşme sebebi nedir bunu tam olarak bilemiyoruz. Ancak bu filmde senaryoya dahil olan Dan Brown işlerin bu hale gelmesine sebep olmuş olabilir. Sonuç olarak adamın kitabı bir şey diyemeyiz.

Tarih ve Gerilim İç İçe

Mekânların bu kadar iyi kullanıldığı bir film daha göremedik. Seri içerisinde demek istiyoruz. Bunu sağlayan şey kesinlikle doğal mekânların kullanımı olmuş diye düşünüyoruz. Atmosfer, diğer filmlerden daha iyi, kullanılan teknoloji son teknoloji ürünleri olduğu için, çekimler harikulade… Tüm bunların yanında eksik kalan tek yön, yukarıda saydığımız şeylerdir. Bunlar da olmasaydı, film birkaç kat daha iyi hale gelebilirdi.

Seri içerisinde en iyi sonlardan birine sahip olan kitap, filmdeki sonuyla ciddi bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Dünyanın dört bir yanında olan parçaların tamamı İstanbul’da birleşiyor. Bu akıl almaz öyküyü okuyun. ghr

Etiketler

wllux

Yeterli zamanım yok deme. Pasteur, Michelangelo, Leonardo da Vinci’nin de günleri 24 saatti.

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Cok guzel bilgiler edindim. Dan brown sever biri olarak bu guzel karsilastirmalar beni etkiledi. Teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı